86 Tüm Sonuçlar

Detayları Gör
Genel

Knidos (Muğla)

Muğla, Türkiye

Knidos antik çağın en önemli ticaret , sanat ve kültür kenti. Demokrasinin ilk örneklerinin yaşandığı , çağının modern kenti olan Knidos, Ege Denizi ile Akdeniz’in buluştuğu bir konumda yer alır. Karia sınırları içinde bulunan Datça yarımadası Ege adalarından gelen Dor’ların hakimiyetine girer. Dorlar Datça Merkeze 2 km uzaklıktaki Dalacak Burnundaki Burgaz mevkiinde Knidos kentini kurarlar. Knidos M.Ö 4 . yy ortalarında 35 km uzaklıktaki , bugünkü kalıntıların bulunduğu Tekir burnuna taşınılır. Bu taşınmada deniz ticaretindeki gelişmeler etkili olmuştur. Sayfamda bu taşınmadan sonraki Knidos kentini anlatıyorum . ( Büyük Menderes vadisi , Dalaman çayı ,Ege denizi ve Batıda Babadağ , Bozdağ ve Honaz Dağı içinde kalan bölge Karia toprakları olarak geçer. ) Bugün de Akdeniz’den Karadeniz’e giden gemilerin çoğu Knidos sularından geçmektedir. O günün şartlarını düşünürseniz , yelkenle hareket eden gemiler için Knidos dinlenmek , erzak temin etmek veya ticaret malı almak için gerekli bir limandı. Korunaklı doğal limanlarından dolayı da kötü havalarda da sığınılacak bir liman. 15 Nisan / 2 Ekim Yaz Açılış Saati: 08:00 15 Nisan / 2 Ekim Yaz Kapanış Saati: 19:00 3 Ekim / 14 Nisan Kış Açılış Saati: 08:00 3 Ekim / 14 Nisan Kış Kapanış Saati: 17:00 Tatil Günü: Yok Giriş Ücreti: 10 TL T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın belirlediği, Müze ve Örenyerlerine girişlerde uygulanacak usul ve esaslar hakkında yönergenin 10.Maddesine göre; Müze ve örenyerleri dini bayramların birinci günü saat 13:00’e kadar kapalıdır. Bir yıl boyunca Müzekart+ ile ise sınırsız ziyaret edebilirsiniz.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Zilkale (Rize)

Rize, Türkiye

Zilkale, Çamlıhemşin, Rize ilçesinin 12 km güneyinde, Fırtına Vadisi'ndeki bir geçide hakim, yüksekçe bir tepe üzerinde (dere yatağından 100 m, denizden 750 metre yükseklikte) konumlanmış (40° 55' N, 40° 57' E), 8 burç ve bir gözetleme kulesinden oluşan, savunma hendeği durumundaki Zil deresine merdivenle inilen bir kale olup, 600 yıllık tarihe sahip olduğu tahmin edilen Zil Kale, aynı zamanda Tarihi İpek Yolu üzerinde yer alıyor. Rize Kültür ve Turizm Müdürü İsmail Hocaoğlu, bölgenin önemli turistik mekanlarından olan kalede, ışıklandırma çalışması yapıldıktan sonra burasının nostaljik bir görünüm kazandığını ifade ederek, “Şimdi ziyaretçiler hem gündüz hem de gece kaleyi gezebiliyor. Zil Kale, tarihi güzelliğinin yanında barındırdığı doğal güzelliğiyle de önemli bir turizm merkezi haline geldi. Zil Kale'ye ilgi Tuluyhan Uğurlu'nun konserinden sonra daha da arttı. Bu tür konserler, dikkatleri ve bakışları o bölgeye çekmek açısından önemlidir. Zil Kale'yi merak eden insanların sayısı da arttı.  Bundan sonra benzer faaliyetler yapılabilir. Dün bir karakol vazifesi gören Zil Kale bugün insanların soluklanıp gezdiği, tarihe canlı olarak tanıklık ettiği yer oldu. Ziyaretçiler burada bir süre soluklandıktan sonra keyifle ayrılıyorlar. Doğa ile tarihin buluşması turizme canlılık katıyor." dedi. Trabzon İmparatorluğu zamanında yapılan Zil Kale, 8 burç ve bir gözetleme kulesi, dış ve orta surlar ile iç kaleden oluşuyor. Kalede muhafız binası, şapel ve baş kule bölümleri yer alıyor. Kulenin dört katlı olduğu, duvarlardaki hatıl izleri ve kiriş deliklerinden anlaşılıyor. Pazar Kız Kulesi, Ciha Kalesi ve Çamlıhemşin Kale-i Bala ile bağlantılı haberleşmede de Zil Kale’nin orta noktada önemli bir misyona sahip olduğu  Osmanlı Devleti, bölgeyi fethettikten sonra kale askeri amaçlı olarak kullanılmış. Zilkale Giriş Ücreti Zil Kalesi girişinde yetişkinlerden 3 TL ücret alınmaktadır. Ayrıca 18 yaş altı kişiler için giriş ücretsizdir. Müze kartı geçerli değildir. (2017 fiyat)

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Handüzü Tabiat Parkı - Yaylası (Rize)

Rize, Türkiye

Güneysu ilçe merkezine 16 km. uzaklıkta olan yayla 1800 metre yüksekliktedir. Merkeze yakın olması nedeniyle çok gelişmiş, kolay ulaşılabilir olmasıyla popüler olmuş büyük bir yayladır. Bu yayladan Güney ve Güneybatı yönündeki pek çok yaylaya giden yollar geçmektedir.Ayrıca henüz hizmete açılmamış olsada  tamamen ahşaptan yapılmış kır evleri, 400 kişilik kır lokantası, camii, piknik ve kamp alanları ile sosyal alanlardan oluşacak olan 85 dönümlük tabiat parkının çalışmaları büyük bir hızla devam ediyor. ileride olağanüstü bir kış turizmi ve kayak potensiyeliyle gözkırpan, denizin görüldüğü ve eşsiz bir manzara ile zevkine doyum olmayan han düzü yaylası, il merkezine en yakın yaylalardan birisidir.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Altındere Vadisi Milli Parkı (Trabzon)

Trabzon, Türkiye

Altındere Vadisi Milli Parkı, bol oksijenli havası, cıvıl cıvıl kuş sesleri ve göz kamaştıran güzellikteki bakir doğasıyla Trabzon‘un Maçka ilçesi sınırlarında bulunan enfes bir doğa harikası. Doğu Karadeniz çevresinde görebileceğiniz en güzel manzaraları saklayan bu milli park, 4 bin 800 hektarlık geniş ve etkileyici bir alana sahip. Nemli iklimi ve ormanlarla çevrili doğasıyla binlerce farklı türden bitki ve hayvana da hayat veren Altındere Vadisi, 1987 yılından bu yana milli park statüsünde. Milattan Sonra 4. yüzyılda inşa edilen ve hem Türkiye’nin hem de dünyanın en önemli inanç merkezleri arasında yer alan Sümela Manastırı da milli park sınırları içinde bulunuyor. Deniz seviyesinden 1,300 metre yükselikteki manastır, kusursuz mimarisi ve şahane manzarasıyla bölgenin en ünlü turistik yapılarından.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Ulugöl Tabiat Parkı (Ordu)

Ordu, Türkiye

Ordu ili, Gölköy ilçesi sınırları içersinde yer alan Ulugöl Tabiat Parkı; Gölköy-Aybastı karayoluna 9 km uzaklıkta; Ordu il merkezine 74 km., Mesudiye ilçe merkezine 64 km., Gölköy ilçe merkezine ise 14km. uzaklıktadır. Planlanan alanın tamamı Orman Genel Müdürlüğüne aittir. 10.03.2005 tarih, 248/1670 sayılı yazıyla; 26.56 hektarlık alan A tipi Mesire Yeri olarak tescil edilmiştir. 2006 yılında gelişme planı onaylanan alan; 07/09/2009 tarihli Çevre ve Orman Bakanı Olurları ile ‘Ulugöl Tabiat Parkı’ olarak ilan edilmiştir. Ulugöl'e nasıl gidilir? Ordu merkezden yaklaşık bir buçuk saatte 60 km mesafedeki Gölköy ilçesine ulaşılmaktadır. Gölköy'den Ulugöl Tabiat Parkı yaklaşık 15 km. Ulugöl'e kadar düzgün asfalt yollar mevcut. Ulugöl giriş ücreti araba başına 5 TL. Ulugöl'de ne yenir? Ulugöl'de göl kenarında küçük bir büfe var. Ancak Ulugöl'de esas olan doğanın ortasında piknik yapmak. Tabiat parkı içinde piknik yapılabilecek bol miktarda piknik masaları, çardaklar, musluk mevcut.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Ünye Çamlık (Ordu)

Ordu, Türkiye

Ünye Kalesi, Kaya Mezarı, Tozkoparan Kaya Mezarı, Hamamlar, Yunus Emre ziyaretgâhı ve tescili bulunan sivil mimarlık örnekleri , Ünye-Niksar İpek Yolu, Çamlık, Çakırtepe, Çınarsuyu Tesisleri, Asar Kaya Milli Parkı, doğal plajlar ve Acısu mevkii görülmeye değer yerlerdir. Ayrıca, İlçenin kıyı kesiminde turistik tesis, kamp yeri ve pansiyon işletmeciliği de son derece gelişmiştir.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Çınarsuyu Tabiat Parkı (Ordu)

Ordu, Türkiye

Sahanın ana kaynak değeri ormanlık alan, bitki örtüsü ve denizin bir bütünlük oluşturmasıdır. Ünye ilçesi sınırları içerisinde bulunan 2003 yılında A Tipi Mesire Yeri olarak tescil edilen Çınarsuyu Mesire Yeri 11/07/2011 tarih ve 903 sayılı  Çevre ve Orman Bakanı Olurları ile Çınarsuyu Tabiat Parkı olarak ilan edilmiştir. Tabiat Parkı Ordu-Samsun karayolu üzerinde Ünye ilçe merkezine 10 km mesafede, deniz kenarında 0-4 m rakımlar arasında yer almaktadır. Tabiat parkı içerisinde 8 adet bungalow, 1 adet Kır Gazinosu, 1 adet 4+4 WC, 1 adet 2+2 WC, 2 adet 2 musluklu çeşme, 1 adet 3 musluklu çeşme, 1 adet Bekçi Binası, 1 adet İdare Binası bulunmaktadır. Tabiat Parkı ilçe merkezine yakın olması , kolay ulaşılır olması, deniz ve orman havasının birlikte yaşanabilmesi ve konaklama ünitelerinin olması sebebiyle çok caziptir.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Güzelcehisar (Bartın)

Bartın, Türkiye

Güzelcehisar, Bartın’ın merkez ilçesine bağlı ve 17 kilometre uzaklıkta olan bakir kalmış muhteşem köylerden birisidir. Güzelcehisar, Bartın’ın diğer turistik beldeleri olan Amasra ve İnkumu gibi yerlerden kendini soyutlamıştır. Güzelcehisar’a özel araçla, minibüsle veya bisikletle ulaşım sağlayabilirsiniz. Güzelcehisar’a Nasıl Gidilir Güzelcehisar’a minibüsle gelmek isteyenler Bartın şehir merkezinden veya minibüs duraklarından İnkum’a gelen minibüslere binebilir. Güzelcehisar yol ayrımında minibüsten inerek 2 kilometre kadar ağaçlarla çevrili köy yolundan yürüdüğünüzde muhteşem doğayla karşılaşıyorsunuz. Özel aracıyla gelenler ise Bartın’dan liman yönüne doğru İnkumu’na kadar 15 kilometre gelerek 2 kilometre de Güzelcehisar Köyü’ne doğru gidildiğinde muhteşem bir manzara ile karşılaşılır. Tarihi Güzelcehisar mahalleleri: Güzelcehisar toplamda 3 mahalleden oluşuyor. Bu mahallelerin isimleri ise; Yaylacık Mahallesi, Hisar Mahallesi ve Kapaklı Mahallesiolarak biliniyor. Güzelcehisar’a geldiğinizde tarihi ve dar sokaklı mahalleleri gezmeyi unutmayın. Güzelcehisar Kalesi: Güzelcehisar’ın eşsiz manzarasını seyretmek için muhteşem bir yapıya sahip olan Güzelcehisar Kalesi de mutlaka görülmesi gereken yerler arasında yer alıyor. Bakir kalmış 7 koy: Güzelcehisar Köyü sakinlerinden öğrendiğimiz bilgiye göre Mugada’ya kadar olan mesafede 7 adet koy bulunuyormuş. Bunların isimleri ise tam bilinmese de birinin adının Ölü Koy olduğunu öğrendik. Daha önce bu bölgelerde ölenlerin cesetleri Ölü Koy’da bulunmuş. Güzelcehisar lav sütunları: Güzelcehisar’a geldiğinizde lav sütunlarını incelemeden ve fotoğraflarını çekmeden gitmeyin. 80 milyon yılda oluşan lav sütunları dünyada sayılı ülkelerde bulunurken ve araştırmaları devam ederken Güzelcehisar’da karşılaşmak adeta büyülüyor. Güzelcehisar adası: Güzelcehisar’da bir de minik bir ada bulunuyor. Adanın ismi olmasa da Güzelcehisar adası dedik biz. Güzelcehisar adasına yüzerek çıkabilir ve manzaranın keyfini sürebilirsiniz. Güzelcehisar’da piknik yapmak isteyenler piknik yapabilirken, bölgede bulunan cafelerde yemek yiyebilirsiniz. Ayrıca evden gelirken atıştırmalıklar alarak sahilde güneşlenirken tüketebilirsiniz. Kamp yapabilirsiniz.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Ballıca Mağarası Tabiat Parkı (Tokat)

Tokat, Türkiye

Tokat İli Pazar İlçesinde dünyanın en büyük ve en görkemli mağaralarından biri olan Ballıca Mağarasının henüz keşfedilmemiş ve ziyarete açılmayan bölümleri olsa da; günümüzde 680 m uzunluğunda 8 salonu ile ziyaretçileri ile buluşmakta. Tokat İli bu gizemli yer karşısında turizm alanında büyük önem kazanmakta. Yaşının 3.4 milyon yıl olarak tahmin edilse de yaşı itibari ile gizemli bir yolculuğa sürükleyen bu eşsiz yer, özgün Soğan Sarkıtları ile de uluslararası büyük önem taşıyor. Doğada eşi benzeri bulunmayan Ballıca Mağarası’ nı dolaşırken büyüleyiciliği karşısında şaşkınlığınızı gizleyemeyecek ve mağara içerisinde heyecanınız hiç bitmeyecek. Ballıca Mağarası’ ında bulunan sarkıtların milyonlarca yılda oluşmuş olması nedeni ile ziyaretçilerinin mağara içerisinde fotoğraf makinesi ile girmesi yasaklanmıştır. Mağara içerisinde ortalama nem %55’ i aşmakta ve yaz kış ortalama sıcaklığı 17-19 derece arasında değişmektedir. Ballıca Mağarası’ nın içerisindeki bulunan oksijen miktarı dışarıya göre daha fazla olması astım hastalarına da iyi geldiği söylenmektedir. Ülkemizde keşfedilmemiş gezilmesi gereken yerlerden biri olan Ballıca Mağarası, tatil günlerinde yaklaşık 500 kişi tarafından ziyaret ediliyor. Mağaranın “salon” tabir edilen birçok geniş bölümleri var. Havuzlu Salon, Büyük Damlataşlar Salonu, Çamurlu Salon, Fosil Salonu, Yarasalı Salonu, Çöküntü Salon, Sütunlar Salonu, Mantarlı Salon gibi. Ballıca Mağarası’nın, atmosferdeki oranın yaklaşık dört katı saf oksijen içeren havası nefes almayı kolaylaştırdığı gibi astım rahatsızlığı olanlara çok iyi geliyor. Ballıca Mağarası Giriş Ücreti Tam Bilet: 10 TL. Öğrenciler: 5,5 TL. Müze kartı geçmemektedir! Nasıl Gidilir?: Ballıca Mağarası, Tokat’ın 26 km. güney batısında yer alan Pazar ilçesinin Ballıca Köyü’nde, deniz seviyesine göre 1.085 m. rakımda yer alıyor. Pazar ilçesinden Ballıca Mağarası’na ulaşan 8 km’lik yol, Kral Yolu’na bağlanan Selçuklu Dönemi’ne ait bir köprünün yanından geçiyor.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Göynük Kanyonu (Antalya)

Antalya, Türkiye

Göynük Kanyonu, muhteşem doğası, ağaçları, şelaleleri ve havuzları ile doğa sporu sevenler açısından muhteşem bir yerdir. Göynük Kanyonu, Göynük mahallesine yaklaşık 4 km mesafededir. Likya yolunun önemli bir bölümü Göynük Kanyonu'nun içerisinden geçmektedir. Göynük Kanyonu ayrıca tüm Likya yolu boyunca mevcut olan en uygun kamp ve ihtiyaç giderme mola noktası konumundadır. Giriş Ücreti: 8 TL (2018) Yapılacak Aktiviteler: Canyoning (45 TL) Zip Line (25 TL) Giriş Kanyon Uzunluğu 4 Km Kanyonun devamı için ekipman kiralayıp devam edebilirsiniz. (45 TL)

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Çıralı (Antalya)

Antalya, Türkiye

Efsaneye göre canavar Chımera yerin yedi kat altından fışkıran alevleri olarak Anadolu'da binlerce yıldan beri anlatıla gelen bize bu şekilde aktarildigi efsanedir. Gece gündüz sönmemektedir. Giriş Ücreti: 7 TL Tırmanış süresince yanınızda su bulundurmalısınız. Yanartaşa tırmanış yolu taşlı dik yokuşludur. Gece tırmanışlarında yanınıza el feneri almayı unutmayın aydınlatma ve  yön tabelaları bulunmamakta.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Nephelis Antik Kenti (Antalya)

Antalya, Türkiye

Nephelis Antik kente, Gazipaşa-Anamur karayolunun 12 km'sinden sonra Muzkentköyünün içinden geçilerek, güneye sapan yaklaşık 5 km. stabilize bir yol ile ulaşılır. Nephelis kentinin güneyi deniz ve sarp kayalıklarla çevrilidir. Kent, akropol ve doğu-batı boyunca uzanan kalıntılardan oluşmaktadır. Kentin ayakta kalabilmiş yapıları Roma ve Bizans dönemlerine ait olup, bunlar; Orta Çağ Kalesi, tapınak, Odeon sulama sistemi ve nekropol alanlarıdır. Giriş Ücretsizdir.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Lamos (Adanda) Antik Kenti (Antalya)

Antalya, Türkiye

Lamos (Adanda) Tabelasından sonra 15 km toprak dağ yolunu takip ederek ulaşabilirsiniz. Antik kent sarp bir dağın zirvesinde bulunmakta. Yol belli bir kısıma kadar gitmekte geri ye kalan kısmını ormanın içerisinden devam etmektesiniz. Terk edilmiş bir futbol sahası bulunmakta. Arkeolojiye merakınız yoksa uzun beklentilerinizi karşılayamayacaktır.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

SELİNUS ANTİK KENTİ (Antalya)

Antalya, Türkiye

Alanya’nın 45 kilometre doğusunda küçük bir yarımadanın yamacında kurulu antik çağ kentidir. Roma İmparatoru Trajanus, Doğu Akdeniz’de Part seferinden dönerken hastalanarak geldiği bu kentte 9 Ağustos 117’de ölmüş ve külleri Roma’ya gönderilmiştir. Yamaçtaki surların içinde apsisli bir kilise kalıntısı bulunur. Girişin ücretsiz olduğu tepeye yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşle çıkılabilir. Düzgün patika yoldan tepeye çıkacakların yanlarına su almaları önerilir.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Arapapıştı Kanyonu (Aydın)

Aydın, Türkiye

Aydın ili Karacasu ilçesi sınırlarında yer alan doğa harikası kanyonun Karacasu’ya uzaklığı 54km, Bozdoğan’a uzaklığı ise 47km’dir. Arapapıştı Kanyonu, Aydın’ın Bozdoğan ilçesindeki Kemer Barajı’nı üzerinde bulunduran Akçay’ın oluşturduğu bir kanyondur. Kanyon, İnceğiz Kanyonu olarakta bilinmektedir ancak turistik olarak Arapapıştı adı kullanılıyor. Bu isim zamanında burayı istila eden Persler’in karşılarına çıkan kanyonu görünce şaşırıp kalmaları sonucu verilmiş. Çünkü “apışmak” Aydın’da halk arasında çok kullanılan bir kelimedir ve “şaşırmak, ne yapacağını bilememek” anlamına gelmektedir. Kanyonunun manzarası mutlaka görülmesi gerekilen yerlerdendir. Arapapıştı kanyonunda tekne turları düzenlenmektedir. Ayrıca tekne turu yapmak istemeyenler ise Arapapıştı kanyonunun seyir terasından bu manzarayı izleyebilir. Arapapıştı Kanyonu’nda 08:00 – 18:00 saatleri arasında her iki saatte bir kalkan tekneler ile bilet alarak turlara katılabilirsiniz. Turlar esnasında, kanyon tanıtılmakta ve birçok yer ziyaret edilmektedir. Tekne yolculuğu bir saat gidiş ve bir saat geliş olmak üzere yaklaşık olarak iki saat sürmektedir. Henüz kamp yapmak için donanımlı bir kamp alanı bulunmasa da, Kemer Barajı çevresinde birçok yerde kamp yapılabilmektedir. Ayrıca doğa yürüyüşü yapılabilecek birçok rota bulunmaktadır. Bunların yanı sıra sular çekildiğinde ortaya çıkan mağaralar ziyaret edilebilir. Arapapıştı Kanyonu’na Nasıl Gidilir? Arapapıştı Kanyonu Aydın’ın Bozdoğan ilçesinden yarım saat uzakta yer alıyor. Aydın Merkez’den ise araçla bir buçuk saat kadar uzaklıktadır. Ulaşımı araç ile yol tarifi alıp yapabilirsiniz. Aracınızla manzarının gözüktüğü bu noktaya kadar ulaşımı sağlayabilirsiniz. Yol asvalt ve düzgün. Sadece 1-2 kilometrelik bir kısım toprak ama bu kısımlardada araç zorlanmadan gidilebilir.  Kanyonu tepeden gören noktada sevdiklerinizle keyifli vakit geçirebilirsiniz. Manzaranın izlendiği noktada aktif olan herhangi bir tesis yok. Bu yüzden yiyecek, içecek ihtiyaçlarınızı önceden hazırlamanızda fayda var.  (Not: Yanınıza sandalyenizi almayı unutmayın!) Arapapıştı Kanyonu’nda tekne turuna katılım bedeli: Tam 30 tl, Öğrenci 15 tl  (2018) Kaynak ve Resimler : Instagram: alperebruu

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Patara Kum Tepeleri (Antalya)

Antalya, Türkiye

Kum tepelerine Patara plajının orta kısmına doğru bulunuyor. Kum tepelerinden, tüm Patara Plajı, Patara Antik kenti, özellikle antik deniz feneri görünüyor. Gün batımını buradan seyretmek burada yapılacak en güzel şey. Plajın ve denizin manzarası ve akdeniz meltemi çok dinlendiricidir. Açık bir günde güneş tam batarken birden Rodos'un silueti belirir.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Kaleüçağız (Antalya)

Antalya, Türkiye

Antalya'nın demre ilçesine bağlı bir köydür. Gelen giden tekne turlarının kalabalıklığına maruz kalan, aksamlari ise sakinligin dibine vuran biryer. Ayrıca akşamları yüksek sesle müzik yapmak kesinlikle yasaktır. Buranın ve çevre koyların suyu tertemizdir. Kaşı geçtikten 15-20 dk sonra bu köye ulaşabilirsiniz. Tabi ki yolları neredeyse her köy gibi virajlıdır. Bu köyün tam karşısında batık şehir kekova adası bulunmakta olup orada yerleşim yoktur.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Cehennem Deresi Milli Parkı (Mersin)

Mersin, Türkiye

29.419 hektar alana sahip olan Cehennem Deresi YHGS, Çamlıyayla İlçesi Sebil Beldesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Saha içerisinde 1.416 ha’lık alanda Arslanköy Beldesi ve Sadiye köyünün sınırları bulunmaktadır. Asıl amacı yaban hayatını korumak ve devamlılığını sağlamak olan saha av sporu ve turizmine de hizmet etmektedir. Sahada koruma altında olan yaban keçilerinin yanı sıra kurt, çakal, domuz, tilki, yaban kedisi, kuyruksüren, porsuk, oklu kirpi, yumak kirpi, sincap, yarasa ve muhtelif kuş türleri bulunmaktadır. Bülbül familyasının en iyi ürediği alan olan sahada kekliğin nesli tükenmek üzeredir. Sahada, 2011 yılı envanterinde sahada 721 adet yaban keçisi varlığı tespit edilmiştir.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Syedra Antik Kenti (Antalya)

Antalya, Türkiye

Alanya-Gazipaşa karayolunun yaklaşık 20.km.sinde Seki Köyü sınırları içerisindedir. Kente, batıda halen ayakta olan anıtsal kapı ile girilir. Kentin çevresi surlarla çevrilidir. Doğal su kaynaklarından beslenen ve içi sıvalı su sarnıçları antik çağdan günümüze kalan yapılar arasındadır. Kent içindeki bir mağarada kayaya oyulmuş, nişin çevresi freskolarla süslü bölümün dinsel amaçla kullanıldığı saptanmıştır.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Side (Antalya)

Antalya, Türkiye

Antalya’nın yaklaşık 100 kilometre doğusunda Side bulunur, burası eski çağların önemli bir başka liman şehridir. Side başlı başına popüler bir tatil mekanı olmuştur, ancak Antalya’dan buraya gün içinde seyahatler de yapılabilir. Köyde tablo gibi bir manzara, dar sokaklar, muhteşem bahçeler ve insanı yüzmeye davet eden upuzun, beyaz plajlar vardır. Roma hamamı ve deniz kenarındaki Apollo tapınağı sütunları gibi görkemli antik anıtlar, modern zamanlarda tatil zevkini tarihin hazineleriyle mükemmel şekilde birleştiren bir tablo oluşturmaktadır.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Etenna Antik Kenti (Antalya)

Antalya, Türkiye

Antalya İli,  Manavgat İlçesi, Sırtköy Mahallesinde yer almaktadır. Manavgat'tan 31 km. uzakta denizden 900 m. yüksekte kurulu Etenna antik kentinde, çam ormanları içerisinde bulunan Antik kalıntıların içinde ilk dikkati çeken, kenti çevreleyen şehir surlarıdır. Pamfilya özelliğinden ziyade, kalıntılar diğer kıyı Antik kentlerine göre bir Pisidya kenti özelliği taşımaktadır. Bu akropol kent yöre halkınca "Dedekalesi" olarak isimlendirilmiştir. Hereon,  bazilika, agora, kilise, hamam, kaya mezarları ve sarnıçlar kentin önemli kalıntılarıdır. Kentin tarihi hakkında pek fazla bilgi olmamasına rağmen çevredeki diğer Akropol kentler ile aynı tarih ve kaderi paylaştığı sanılmaktadır. Etenna Selge'den sonra sikke basan Pisidya kentidir. Kaynak: antalyakulturturizm.gov.tr Giriş ücretsizdir. Ulaşım Sırtköyüne kadar araç ile geriye kalan kısma yürüyüş ile ulaşılmaktadır.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Behramkale - Assos (Çanakkale)

Çanakkale, Türkiye

Behramkale Köyü, Osmanlı döneminde kurulmuş eski bir köy. Antik şehir, yüzünü güneye yani denize dönmüşken, köyün yerleşimi ters tarafa doğru kurulmuş. Köy antik kent surları içinde yer alması ile dikkat çekiyor. Sadece 150 haneli bir yerleşim. Yaklaşık 30 senedir sit alanı olarak koruma altında olduğu için yeni bina inşa etmek yasak. Sadece var olanlar restore edilebiliyor. Köy içinde Assos mimarisinin taş işçiliğinin güzel örneklerini görmek mümkündür. Tarihi dokusunu koruyan sokaklarda dolaşması keyifli. Köy içinde pansiyon, otel ve restoranlar bulunuyor. Çoğu manzaralı, tarihi dokuyu yansıtan bu mekanlarda vakit geçirmesi keyifli. Assos Antik Kenti ören yeri girişi en tepede bulunuyor. Buraya taşla kaplı bir yokuşu yürüyerek varılıyor. Bu kapıdan girince Athena Tapınağı'na ulaşıyorsunuz. Ören yerine çıkan yokuş üzerinde, köylü kadınların evde ürettikleri çeşitli malzemeleri sağlı sollu sattıkları tezgahları göreceksiniz. Assos etrafından toplanan otlar, zeytinyağı, ev tarhanası ya da el içiliği danteller, şallar tezgahları süslüyor. Köy içinde Osmanlı'dan kalma bir camii ve köprü de bulunuyor:

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Güzel 1 Yorum 4.0
Detayları Gör
Genel

Gelibolu Milli Parkı (Çanakkale)

Çanakkale, Türkiye

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, Çanakkale ili, Eceabat ve Gelibolu ilçe sınırlarında bulunan tarihi bir milli parktır. Çanakkale’de savaşın geçtiği alanları kaplamaktadır. 1973 yılında kurulan milli park içinde 60 bin Türk askerinin mezarı yer almaktadır. Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerdendir. Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’na ulaşım oldukça rahattır. Buraya İstanbul, Bursa ve Çanakkale üzerinde ulaşabilirsiniz. Çanakkale üzerinde ulaşmanız için ilk önce Çanakkale’ye ulaşmanız gerekir. Merkezden  Eceabat ve Kilitbahir feribot seferleri ile, Gelibolu Yarımadası’na geçmeniz gerekiyor. Burada şahsi aracınız varsa Tabya yönünde tabelaları takip ederek ulaşabilirsiniz. Aracınız yoksa Kilitbahir feribot seferine binin. Burada indikten sonra hemen sol tarafta milli parka giden minibüslerle ulaşım sağlayabilirsiniz. Giriş Ücreti: 5 TL.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Kelbessos (Antalya)

Antalya, Türkiye

Artemis Kelbessis kültü ve tapınağını barındıran bir antik kent. Kelbessos bölgesinde birçok mezar yapısı göze çarpmaktadır. Bu yapıların bulunması, bölgeyi inceleyen arkeolaglar ve bilim adamlarınca Kelbessos'un bir kült merkezi olabileceği görüşünü beraberinde getirmiştir. Bölgede çok fazla sayıda mezar ve kült bulunması çok dikkat çekicidir. Mezar yapılarının işlemeleri ve doğal şartlarla yıpranmış olmaları göze çarpmakta.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Vize (Kırklareli)

Kırklareli, Türkiye

İlçenin bir eli Kıyıköy’den Karadeniz’e, bir eli yemyeşil Istranca Dağları’na uzanıyor. Trak Krallığı’ndan Osmanlı’ya birçok tarihi eser barındıran Vize, uluslararası ‘Sakin Şehir’ ağına üye. Burası ıhlamur kokulu bir huzur sığınağı. Vize, Kırklareli'nin doğusunda, İstanbul'a 140 km. mesafede, tarihi ve doğal güzellikleri ile ön plana çıkan bir ilçedir. Nüfusu 10.000 civarında olan Vize, zengin bir tarihi geçmişe sahiptir.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Avşa Adası (Balıkesir)

Balıkesir, Türkiye

Avşa, Marmara Denizi'nde ada. İstanbul'a deniz otobüsüyle 2,5 Erdek'e ise gemiyle 1 saat 50 dakika uzaklıktadır. Balıkesir'in Marmara ilçesine bağlı bir yerleşim yeridir. İlçe merkezine 11 km, il merkezine 155 km uzaklıktadır. Marmara bölgesinin yerleşim olarak en gelişmiş adası olan Avşa Adası, gündüz masmavi denizin altın sarısı kumsalın tadını çıkarırken geceleri sahil boyunca sıralanmış, barlar ve diskolarda eğlenebileceğiniz günün 24 saatini hareketli geçiren bir tatil merkezi. Çınar Koyu, Mavi koy, Kumburnu, Değirmen ve Yiğitler Köyü’ndeki Altınkum Plajı gezilmesi ve görülmesi gereken ilk yerlerden. Manastır Mevkii’nde manastır ve şapel kalıntıları da mutlaka görülmeli. Eğer dalmayı seviyorsanız Manastır Mevkii’nde denizin 4 metre derinliğindeki Bizans ve Rum kalıntıları görebilirsiniz.Bortaçina ve Büyülübağ Şarap Fabrikalarında Ada Karası üzümlerinden yapılan şarap tadımı yapabilir, Avşa’da adanın dört bir yanını çevreleyen altın rengi kumsallarda denizin ve güneşin tadını çıkarabilir, gece kendinizi sahilin bir ucundan diğer ucuna kadar sıralanan bar-cafe, restoran ve diskolardaki eğlencelere bırakabilirsiniz. Gezilecek Yerler; Yiğitler Köyü  Türkeli Köyü Altınkum Plajı Çınar Koyu  Kumtur Plajı  Kadınlar Plajı  Tavşanlı Plajı Karadut Koyu Manastır Beyazsaray Koyu

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Sızır Şelalesi (Sivas)

Sivas, Türkiye

Sızır, Sivas iline 130 km, Kayseri iline 100 km, Gemerek ilçesine 22 km. mesafede bulunur. Doğa harikaları bakımından ve kamp yerleri bakımından mükemmel bir yapıya sahiptir.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Rumkale (Gaziantep)

Gaziantep, Türkiye

Gaziantep İli, Yavuzeli İlçesi, Kasaba köyünün yakınında bulunan Rumkale; Merzimen Çayı’nın Fırat Nehri ile birleştiği yerde, dik kayalar üzerindedir. Rumkale’ye Kasaba köyünden ve Halfeti’den teknelerle kolaylıkla ulaşılmaktadır. Antik dönemden günümüze kadar Şitamrat, Kal-a Rhomayta, Hromklay, Ranculat, Kal-at el Rum, Kal-at el Müslimin ve Kale-i Zerrin (Altın Kale) gibi bir çok isimle adlandırılan Rumkale’deki mimari kalıntılar Geç Roma ve Ortaçağ karakteri taşımaktadır. Kalede bugün görülebilen yapılar arasında Aziz NersesKilisesi, Barşavma Manastırı, çok sayıda yapı kalıntısı, su sarnıçları, kuyu ve hendek yer almaktadır. Roma döneminde Hz. İsa’nın havarilerinden Yohannes’in Rumkale’ye gelip yerleşmesi ve burada Hıristiyanlık dinini yayması nedeniyle, bu yerleşim yeri Hıristiyanlık tarihinde önemli bir rol oynamaktadır. Yohannes’in, İncil’in kopyasını Rumkale’de bir mağarada sakladığı daha sonra kopyaların buradan alınıp Beyrut’a götürüldüğü anlatılmaktadır. Yolunuz Rumkale'ye düşerse tekne turu yapmak isterseniz Selçuk kaptanı aramayı unutmayın. Tekne Fiyatlandırması; Kişi Başı: 15 TL - Özel Kiralamak isterseniz 2 Katlı Tekne için; 150 TL Küçük Tekne ile gezmek isterseniz 100 TL ücretlendirmesi vardır. Gezi süresi 1.5 Saati bulmakta tekne ile gezerken Halfeti, Kralın kızının mağarasını, savaşan koyunu ve rumkale etrafını görmektesiniz. Savaşan koyunda cay bahçelerinde dinlenme molası verip isteğe bağlı olarak yüzme molası verilebilmektedir. Selçuk Kaptana ulaşıp rezervasyon yaptırmak isterseniz. 05350596318 telefon numarasından ulaşabilirsiniz.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Kuştul Manastırı (Trabzon)

Trabzon, Türkiye

Trabzon'un Maçka ilçesinde 8. yüzyılın ortalarında inşa edildiği tahmin edilen ve vadiye hakim sarp kayalık üzerinde bulunan Kuştul Manastırı. Maçka'ya yaklaşık 32 kilometre mesafedeki Şimşirli Mahallesi sınırları içinde kalıyor. Bulunduğu Kuştul mevkisi ile aynı adı taşıyan manastır, ulaşılması güç kaya blokunun üzerinde vadinin tamamına hakim bölgede yer alıyor. Vadiden yüzlerce metre yüksekte inşa edildikten sonra eklenti ve restorasyonlarla geliştirildiği bilinen manastırdan günümüze ana gövde ve yıkılmış yapı duvarları ulaşabilmiş durumda. Nüfus mübadelesinin yaşandığı 1923 yılında boşaltılan manastırdan vadiye çok sayıda dehliz uzanıyor. Tek giriş kapısı bulunan 72 odalı manastıra, bölge halkı tarafından uzun yıllardır kullanılan üç patika yoldan ulaşım sağlanabiliyor. Manastıra ulaşmak için en sık, diğer yollara göre daha kısa olan 1,5 kilometrelik patika yol kullanılıyor. Dağın yamacındaki patika yolun ormandan geçmesi dolayısıyla zaman zaman zor anlar yaşayabilirsiniz, beş kattan oluşan manastıra yakın bölgede kaya mezarları ve kilise kalıntıları ile çeşmeyi görebilirsiniz. Sahile uzak mesafede olmasına rağmen en üst kısmından denizin görülebildiği manastıra, bir bölümünde çökme yaşanan 72 basamaklı merdiven çıkılarak ulaşılabiliyor.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Vazelon Manastırı (Trabzon)

Trabzon, Türkiye

Trabzon'da gezilecek yerler arasında çok sayıda tarihi ibadethane bulunmaktadır. Bu dini yapılardan bir tanesi de Maçka'da bulunan Vazelon Manastırı'dır. Trabzon'a gezi planladıysanız, Trabzon'da gezilecek yerler listenize Vazelon Manastırı'nı da eklemeyi unutmayın. Tarihte bulunan en eski Manastır olan bu muhteşem ve kutsal yapı, MS.270 yılında inşa edilmiştir. İncil'deki Vaftizci Yahya Peygamber'e adanmıştır. Çok eski kaynaklara göre Manastırın adı Zouvalon olmasına rağmen, Tarihin akışıyla beraber bugünkü Vazelonas adını almıştır. Manastır, Trabzon'un yaklaşık 40 kilometre dışında ve güneyinde yer almaktadır. Maçka ilçesi çevresinde kurulmuş ve tarihi hakkında çok az bilginin günümüze ulaştığı ve adeta sırlar beşiği olan harika bir yapıdır. Ülkemizin bu Manastırı tarihte Matsouka olarak adlandırdığımız bugünkü Maçka ilçesinde bulunmaktadır. Dini konumu bir yana Kültürel, sosyal ve ekonomik olarak ta bölgede son derece önemli bir yere sahip olup en zengin manastır özelliği ile göz önüne çıkan tarihi bir yapıdır. Emin olmamakla birlikte bazı kaynaklarda Sümela Manastırının inşası Vazelon Manastırının geliriyle yapılığı söylenmektedir. Bu iddia da zaten bölgenin en zengin manastırı olduğunun anlaşılması için yeterlidir. Vazelon Manastırı Nerede? Nasıl Gidilir? Ulaşım Trabzon’ un Maçka ilçesine 15 km uzaklıkta olan Manastır Maçka-Gümüşhane yolunu takip ederek gitmek mümkündür. Bu yola yaklaşık 7 km uzaklıkta olan Köprü yanı Köyünün yol kenarındaki ekmek fırınına varıldığında, yaklaşık olarak 500m daha anayolda ilerlemek gerekir. Daha sonra önünüze çıkacak olan köprüyü geçtikten sonra karşınıza çıkan sağ taraftaki ilk yoldan yukarı giderek manastırı bulabilirsiniz. Yolda manastırı gösteren hiçbir levha olmadığından yerli halktan yardım istemek en mantıklısı olacaktır.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Yılan Kalesi (Adana)

Adana, Türkiye

Binlerce yıldır çok farklı medeniyetleri bünyesinde barındıran Adana, geniş coğrafyasında birbirinden farklı tarihi zenginlikler saklıyor. Bu zenginlikler içinde gerek tarih, gerek coğrafya, gerekse turizm açısından çok değerli bir mitolojik geçmişe sahip olan Yılan Kale, çevresindeki diğer kaleleri de görüş alanına alacak şekilde, çok sarp bir tepe üzerinde ovanın ortasında yükseliyor. Kale, stratejik konumu nedeniyle birbiri içinde üç kaleden oluşuyor. Tarihi 11. yüzyıla uzanan orta çağ dönemi kalelerinden Yılan Kale'nin, adını nasıl aldığı konusunda farklı kaynaklar bulunuyor. Kimi söylencelerde, içinde yılanları eğiten bir kişinin yaşamasından dolayı kalenin bu adı aldığına yer verilirken, kimisine göre, surlarının yılan gibi kıvrımlı olmasından dolayı kalenin bu ismi aldığı düşünülüyor. Halk arasında ise ağırlıklı olarak, vücudunun yarısı yılan yarısı kadın olan ve Lokman Hekim'e ölümsüzlük iksirini veren mitolojik varlık Şahmeran'ın yaşadığı yer olmasından dolayı, yapının Yılan Kale adını aldığına inanılıyor.Jeopolitik açıdan hem Çukurova'yı hem de İpek Yolu'nu kontrol etmek için yapılmış bir Ortaçağ savunma ve gözetleme kalesi olduğunu söylenir.Spor ayakkabınızı ve rahat kıyafet giymenizi tavsiye ederiz bizden söylemesi:)  Giriş ücretsiz..

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Arsemia (Adıyaman)

Adıyaman, Türkiye

Arsameia Ören Yeri (Nymphaios Arsameia'sı): Kral I. Antiochos kitabelerinde söz edildiğine göre, Arsameia İ.Ö. ikinci yüzyılın başlarında Kommagene'lerin atası Arsemeztarafından Kahta çayının doğusunda Eski Kahta kalesinin karşısında kurulmuş Krallığın yazlık başkenti ve idare merkezidir. Güneydeki tören yolunda Mitras'ın kabartma steli, ayin platformu üzerinde Antiochos-Herakles tokalaşma steli ve bunun önünde Anadolu'nun bilinen en büyük Grekçe yazıtı, yazıtın bulunduğu yerden başlayan 158 metre derine inen bir tünel ile yazıtın batısında benzer bir kaya dehlizi bulunmaktadır. Tepe üzerindeki platformda Mithridathes Callinichos'un mezar tapınağı ve sarayı yer almaktadır. Arsemia’ya doğru çıkarken, kullanılan dar patika yolu üzerinde bir heykel ve su sarnıcına rastlanıyor. Yukarı doğru devam ettiğinizde Arsemia’da, Kommagene Krallığı’nı zirveye taşıyan Kral I. Antiochus’un babası I. Mithridates‘e ait bir mezar bulunuyor. I. Antiochus ise bu mezarın üzerine, Arsemia tarihine ışık tutan Anadolu’nun en büyük Grekçe kitabesini koydurmuş. Bu kitabede de, anıt mezar ile dönemin medeniyeti ile ilgili tarihi bilgiler yer alıyormuş. Arsemia’nın I. Antiochus’un atası Arsames tarafından kurulduğu, bu bölgenin krallığın yazlık başkenti olduğu ve I. Mithridates’in mezarı olduğu, bulunan bilgiler arasında.1953 yılında Arsemia’ya keşif için giden Alman Arkeolog F. Karl Dörner, zamanla kapanan anıtın bir parçasını görür ve ekibiyle birlikte bu parçanın toprak altnıda kalan kısmını da çıkarmak için çalışmalara başlar. Uğraşlar sonucu anıtı tamamen ortaya çıkarır. Yazıtın bulunduğu yerden itibaren 158 metre derine inen bir tüneli keşfeder. Önemli olan bir başka bulgu ise Herkül’ün, kendisini tanrı katında gören I. Antiochus ile tokalaşma sahnesinin bulunduğu 10 ton ağırlığındaki kabartmadır. I. Antiochus, sivri uçlu kral tacı ile, Herkül ise sakalı ve elindeki sopasıyla bilinir. Antiochus, burada yarı tanrı olan Herkül ile aynı boyda yapılmış, hatta kafasına taktığı taç ile kendisini ondan üstün kılmıştır. Herkülü üzerinde adeta bir fakir gibi tamamen çıplak yaptırmış, kendisini de gücün ve zenginliğin simgesi olan pelerinleri de kat kat giymiş şekilde tasvir etmiştir. Antiochus elinin tokalaşırken Herkül’den üstte durması da egonun açıkça bir ifadesi. Kommagene krallarının yazlık olarak kullandığı Arsemia Antik Kenti’nden günümüze bu eserlerden başka bir şey kalmamış.Ziyaretçiler genelde Nemrut’a günü doğurmak ya da günü batırmak için uğrarlar. Arsemia’ya tur programları da bu şekilde hareket eder, dolayısıyla serin saatlere denk gelebilirsiniz. Gün içerisinde, özellikle güneşin tepede olduğu saatlerde kendinizi korumalı ve suyu yanınızdan eksik etmemelisiniz. Çünkü, Arsemia Antik Kenti‘ne ulaşmak için araçların gelebileceği son noktada inip bir miktar yokuş yukarı tırmanmanız gerekiyor. Arsemia’da herhangi bir giriş bulunmadığı için giriş ücretli değil ve istediğiniz saatte ziyaret edebilirsiniz.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Cendere Köprüsü (Adıyaman)

Adıyaman, Türkiye

Cendere Köprüsü, Roma Köprüsü veya Septimius Severus Köprüsü olarak da bilinir. Antik Cabinas (Cendere) Çayı üzerinde yer almaktadır. Köprü muhteşem bir kanyondan akan çayın iki tarafını birleştirdiği için bu isim verilmiştir. Kâhta ilçesinden Nemrut Dağı’na doğru giderken Karakuş Tümülüsü’nü geçtikten yaklaşık 10 km sonra Sincik- Kocahisar yol ayrımında bulunmaktadır. Köprü Roma İmparatoru Septimius Severus’un (MS 193-211) emriyle o tarihte Samsat’ta (Somasata) karargâh kuran XVI. Lejyon tarafından yaptırılmıştır. Cendere Köprüsü, Antik Roma mimarisinin muhteşem bir anıtsal örneğidir. Biri ana kemer ve biri tahliye kemeri olmak üzere iki kemerden oluşan köprü her biri tonlarca ağırlıkta olan düzgün kesme taşlardan yapılmıştır. 7 metre genişliğinde, 30 metre yüksekliğinde ve 120 metre uzunluğunda olan köprünün en ilginç mimari özelliği harç kullanılmadan yapılmış olmasıdır. Köprü, her iki tarafından rampa biçiminde yükselerek orta kısımda birleşmektedir. Bu özellik köprünün hem statik olarak dayanıklılığını artırmakta hem de köprüye anıtsal bir görünüm kazandırmaktadır. Köprünün güneydeki girişin her iki tarafında birer adet korint düzeninde sütun bulunmaktadır. Üzerinde yer alan yazıtlardan birinin köprüyü yaptıran İmparator Septimius Severus, diğerinin ise onun karısı Julia Domna adına dikildiği anlaşılmaktadır. Kuzeydeki girişin bir tarafında bulunan sütun üzerindeki yazıt ise bu sütunun oğulları Caracalla adına dikildiğini göstermektedir. Bu sütunun karşısında köprünün yapıldığı dönemde oğulları Geta adına dikilmiş bir sütun daha olduğu bilinmektedir. Ancak Septimius Severus’tan sonra tahta geçen İmparator Caracalla (MS 211-217), kardeşi Geta’yı öldürterek Roma topraklarında Geta adına dikilen ne varsa yıktırmış, bu yıkımdan Cendere Köprüsü de nasibini almış ve kardeşi Geta adına dikilen sütun kaldırılmıştır. Cendere Köprüsü’nün, yapımından sonra Roma Dönemi’nde değişik zamanlarda onarım gördüğü, köprünün korkuluk kısmında yer alan yazıtlardan anlaşılmaktadır.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Karakuş Tümülüsü (Adıyaman)

Adıyaman, Türkiye

Kahta ilçemiz sınırları içinde yer alan Kommagene Krallık ailesinin hanımlarına ait bir anıt mezardır. Tümülüsün üzeri çay taşlarının yığılmasıyla oluşturulmuştur. Yaklaşık 20 metre yüksekliğindeki tümülüsün güneyinde dikili bulunan sütun üzerindeki kartal heykelinden dolayı yöre halkı tarafından karakuş olarak anılmış ve bu isimle kültür literatürüne girmiştir. Tümülüsün doğusunda iki adet yaklaşık 10 metre yüksekliğinde sütun bulunmaktadır. Bir sütun üzerinde boğa ve diğer sütun üzerinde ise aslan heykeli yer almaktaydı. Bugün sadece boğa heykeli sütun üzerinde yer almaktadır onun da baş kısmı yok lmuştur. Tümülüsün batısında ise Kommagene kralı I. Antiochos’un ( MÖ 69 – 36 ) oğlu Kral II. Mithridates’in ( MÖ. 36-20 ) kız kardeşi Laodike ile tokalaşma kabartması yer alır. Sütun üzerindeki yazıttan anıt mezarın Kral Antiochos’un eşi İsias, kızı Antiochis ve torunu Aka’ya ait olduğu anlaşılmaktadır.  Laodike’nin kabrinin üzerinde “ O tüm kadınların en güzeliydi “ yazmaktadır.Doğu, Batı ve Güney yönlerinde dörder sütun yapılmış olmasına rağmen günümüzde sadece 4 sütun kalmıştır. Bunlardan ikisi Doğu’da, biri ise Batı’dadır. Güney’de ise Karakuş yer almaktadır.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Nemrut Dağı (Adıyaman)

Adıyaman, Türkiye

Adıyaman’ın Kahta İlçesi’nde 2150 metre yüksekliğindeki Nemrut Dağı yamaçlarında hükümdarlık yapmış olan Kommagene Kralı I. Antiochos’un tanrılara ve atalarına minnettarlığını göstermek için yaptırdığı mezarı, anıtsal heykelleri ve benzersiz manzarası ile Helenistik Dönemin en görkemli kalıntılarından birisidir. Anıtsal heykeller doğu, batı ve kuzey teraslarına yayılmıştır. Doğu terası kutsal merkezdir ve bu nedenle en önemli heykel ve mimari kalıntılar burada bulunmaktadır. İyi korunmuş durumdaki dev heykeller kireçtaşı bloklarından yapılmıştır ve 8-10 metre yüksekliktedir. Varlığı bilinmekle beraber kral mezarı, henüz keşfedilememiştir.Yüzü güneşe doğru bakan ve yüksekliği 10 metreyi bulan devasa heykelleri, metrelerce uzunluktaki kitabeleri, binlerce yıllık anıt mezarları ve dünyanın en muhteşem gündoğumu ve günbatımı manzarasıyla ününü dünyanın dört bir yanına duyuran Nemrut Dağı Milli Parkı, Doğu ve Batı Medeniyetlerini buluşturan büyüleyici bir atmosfere sahip.1987 yılından bu yana UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesinde bulunan ve 2150 metrelik yüksekliğiyle dünyanın en yüksek açık hava müzesi olarak kabul edilen Nemrut Dağı ve Nemrut Ören Yeri, Adıyaman şehir merkezine 87 kilometre uzaklıkta, Kahta ilçesi yakınlarında yer alıyor. Kommagene Kralı I. Antiochos’un mezar odasının üzerine küçük kırma taşların yığılmasıyla oluşturulan Nemrut Dağı Tümülüsü’nün yüksekliği 50 metre, çapı ise 150 metre. Milattan Önce 1. yüzyılda yapıldığı düşünülen ve o dönemlerde yüksekliği 55 metreyi bulan bu yapının üç tarafı doğu, batı ve kuzey teraslarıyla çevrili. Günümüzde günbatımı ve gündoğumu manzaralarının izlendiği noktalar olarak kullanılan bu teraslar, krallık döneminde ise I. Antiochos onuruna düzenlenen törenlere sahne oluyordu. Teraslar üzerinde, sekiz yontma taşın üst üste oturtulmasıyla oluşturulan yaklaşık 10 metre yüksekliğindeki heykeller, yazıtlar ve kabartmalar yer alıyor. Buradaki heykellerin ay takvimindeki önemli günlere göre sıralandığına dair çeşitli görüşler bulunuyor. Kült yazıtlarında anne tarafının Büyük İskender’den, baba tarafının ise Darieos’dan geldiği belirtilen Antiochos, dünyadaki etnik ve kültürel farklılıkları birleştirmeyi arzulayan bir kraldı. Bu düşüncesini hayat geçirmek amacıyla başka kültürlerin tanrılarını bir araya getiren heykeller yaptırdı. Güneşi görmeleri için de bu heykellerin yüzünü doğuya ve batıya döndürdü. Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yer alan Adıyaman şehrindeki Nemrut Dağı, kış aylarında sert iklim koşullarına sahip olduğu için bu bölgeye gitmek için en uygun dönem nisan ve ekim ayları arası. Her ne kadar bu dönemlerde hava sıcaklıkları daha ılıman olsa da dağın yüksekliği ve zirvedeki sıcaklık farkı göz önüne alınarak, kalın giysiler taşımak gerekiyor.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Frig Vadisi (Afyon)

Afyon, Türkiye

Frigler, Hititler gibi Anadolu’da yaşam sürmüş bir uygarlıktır. MÖ 11. yüzyılın ortalarında, boğazlar üzerinden Anadolu’ya geldikleri tahmin edilen Frigler, Hititlerin ardından Demir Çağı’nda Anadolu’ya hâkim güçlerden biri haline gelmiştir. Anadolu’da süren 400 yıllık bir karanlık dönemin ardından MÖ 8. yüzyılın ortalarında, Ankara’ya yakın bir konum Gordion’da (Yassıhöyük-Polatlı) merkezi bulunan bir krallık kurmuşlardır. Burada yapılan kazılarda çok sayıda Friglerle ilgili bilgi veren birçok veri elde edilmiştir. Frigler, seramikte kendilerine özgü bir üslup geliştirmişler, geometrik desen ve stilize hayvan tasvirleri ile gelecek uygarlıkları etkilemişler, tahta ve maden işçiliğinde ustalaşmışlar, tapınakların dış cephesini kabartmalı ve renkli seramiklerle kaplamışlardır. Uygarlığın tapınak mimarisini yansıtan Kaya Anıtları günümüze ulaşan en önemli varlıklardır. Bu eserler Afyon ve Eskişehir arasındaki platoda görülebilmektedir. Frig Vadisi Nerede? Frig Vadisi, Türkiye Cumhuriyeti’nde Eskişehir, Kütahya ve Afyon arasında bulunmaktadır. Frig Vadisine Nasıl Gidilir? Frig Vadisi’ne farklı noktalardan toplu taşıma imkânı bulunduğu gibi özel araçla da tabelaları takip ederek ulaşım sağlamak mümkündür. Yol Tarifi almak için haritanın altındaki butonu kullanabilirsiniz. Frig Vadisi’nin Afyonkarahisar bölümüne, Afyonkarahisar’dan 23 kilometre mesafedeki Ayazini’ne minibüsler vasıtası ile gidilerek ulaşılabilir. Minibüsler köy merkezindeki garajdan hareket etmektedir. Afyonkarahisar’dan İhsaniye’ye ulaşım ise gene minibüsler ile sağlanabilmektedir. Bu yolun uzunluğu ise yaklaşık 50 kilometredir. Frig Vadisi’nin Eskişehir bölümüne, Eskişehir Otogarı’ndan hareket eden minibüsler ile ulaşmak mümkündür. Frigya Vadisi’nin bu bölümü Eskişehir il merkezine 80 kilometre mesafededir. Frig Vadisi’nin Kütahya bölümüne ulaşım ise gene minibüslerle sağlanabilmektedir. Frig Vadisi’nin bu kısmı, il merkezine 55 kilometre mesafede yer almaktadır ve ilin doğusu boyunca uzanan bir alanı kapsamaktadır.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Avdalas Kalesi (Afyon)

Afyon, Türkiye

Afyonkarahisar'daki Gazlıgöl Kaplıcası'na 10 kilometre uzaklıkta olan Ayazini Köyü sınırları içerisinde olup kolay bir ulaşıma sahiptir. Bizans döneminde yerleşim yeri olarak kullanılan alan çok katlı ve çok odalı sarnıçlı bir yapıya sahiptir.  Afyon'u keşfedeceğiniz günlere Avdalas Kalesi'ni dahil edebilirsiniz. Şehrin tarihi atmosferine eşlik eden Karahisar Kalesi'ni de ziyaretlerinize eklemeyi unutmayın.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Tripolis Antik Kenti (Denizli)

Denizli, Türkiye

Tripolis Antik Kenti; Denizli merkezine 40 km. uzaklıktaki Buldan İlçesi, Yenicekent Kasabası ile Menderes Nehri arasındaki yamaç üzerinde kurulmuştur.  Tripolis , batıya ve kuzeye açılan vadilerle Ege’ye güneydoğusundaki Çürüksu Ovası ve  vadileri ile İç Anadolu ve Akdeniz’e ulaşımı bulunan antik kentlerden birisidir. Kentin güneyinde Çürüksu Vadisi’nde kurulmuş olan çağdaşı Laodikeia’ya 30 km. , Hierapolis’e ise 20 km. uzaklıktadır. Tripolis’in ilk kuruluşu hakkında kesin bilgilere sahip olunamamıştır. Ancak, kaynaklarda Tripolis’in ilk adının Apollonia olduğu daha sonra Geç Helenistik Dönem de Tripolis olarak adlandırıldığı ve ilk kuruluşunun Lidya Devleti zamanında olduğuna ilişkin belgelere rastlanılmaktadır. Tripolis Lidya Şehirleri arasında yer almasına karşın Frigya ve Karya bölgelerine ulaşımı sağlayan önemli sınır, ticaret ve tarım merkezlerinden biri görünümündedir. Menderes Nehri ile Çürüksu Çayı’nın bereketlendirdiği, Çürüksu Ovası’nın büyük bir bölümüne hakim kentlerden biri olup, kuruluş biçimiyle ve şehircilik anlayışı ile yörenin en zengin kentleri arasında yer almaktadır. Tripolis’in ilk kuruluşunun Lidyalılar zamanında olmasına karşın, yüzeydeki kalıntılar uslup olarak Roma ve Bizans Dönemi mimari özelliklerini ve yapı örneklerini göstermektedir. Tripolis Antik Kenti İ.Ö. II.yy sonları  ile İ.S. I.yy. ortalarında ve IV. Yy. ortalarında birçok deprem ve savaşlara sahne olduğundan çok tahrip olmuştur. Kent en görkemli dönemini Roma devrinde yaşamıştır. Kentin Ana Cadde’sinde 1993 yılında Müze Müdürlüğü’nce kazı yapılmış olup, burada kazı çalışmalarına 2007 yılında tekrar  başlamıştır. Tripolis Antik Kenti; Denizli merkezine 40 km. uzaklıktaki Buldan İlçesi, Yenicekent Kasabası ile Menderes Nehri arasındaki yamaç üzerinde kurulmuştur.  Tripolis , batıya ve kuzeye açılan vadilerle Ege’ye güneydoğusundaki Çürüksu Ovası ve  vadileri ile İç Anadolu ve Akdeniz’e ulaşımı bulunan antik kentlerden birisidir. Kentin güneyinde Çürüksu Vadisi’nde kurulmuş olan çağdaşı Laodikeia’ya 30 km. , Hierapolis’e ise 20 km. uzaklıktadır. Tripolis’in ilk kuruluşu hakkında kesin bilgilere sahip olunamamıştır. Ancak, kaynaklarda Tripolis’in ilk adının Apollonia olduğu daha sonra Geç Helenistik Dönem de Tripolis olarak adlandırıldığı ve ilk kuruluşunun Lidya Devleti zamanında olduğuna ilişkin belgelere rastlanılmaktadır. Tripolis Lidya Şehirleri arasında yer almasına karşın Frigya ve Karya bölgelerine ulaşımı sağlayan önemli sınır, ticaret ve tarım merkezlerinden biri görünümündedir. Menderes Nehri ile Çürüksu Çayı’nın bereketlendirdiği, Çürüksu Ovası’nın büyük bir bölümüne hakim kentlerden biri olup, kuruluş biçimiyle ve şehircilik anlayışı ile yörenin en zengin kentleri arasında yer almaktadır. Tripolis’in ilk kuruluşunun Lidyalılar zamanında olmasına karşın, yüzeydeki kalıntılar uslup olarak Roma ve Bizans Dönemi mimari özelliklerini ve yapı örneklerini göstermektedir. Tripolis Antik Kenti İ.Ö. II.yy sonları  ile İ.S. I.yy. ortalarında ve IV. Yy. ortalarında birçok deprem ve savaşlara sahne olduğundan çok tahrip olmuştur. Kent en görkemli dönemini Roma devrinde yaşamıştır. Kentin Ana Cadde’sinde 1993 yılında Müze Müdürlüğü’nce kazı yapılmış olup, burada kazı çalışmalarına 2007 yılında tekrar  başlamıştır. TRİPOLİS’İN BAŞLICA YAPILARI: Tripolis Tiyatrosu :  Antik kentin mevcut yerleşiminin merkezi bir bölgesine inşa edilmiştir. Grek tiyatrosu tipinde araziye uygun inşa edilmiş, Roma mimari tarzında yapılmıştır. Tiyatro üç bölümden oluşmaktadır. -Cavea :  Yarım daire şeklinde olup, üç diazoma ile bölünmüştür. Oturma kademeleri tamamen orkestra bölümüne doğru tahrip olmuştur. Tonoz çıkışları caveanın üst kısımlarında ve yanlarda yer almaktadır. Oturma kademeleri büyük mermer taşlardan yapılmıştır. Yaklaşık 8.000 kişi alabilecek kapasitededir. -Orkestra:  Cavea’nın oturma kademeleri ve malzemeleri ile tamamen toprak altındadır. -Scene ( Sahne ve Sahne Binası ):  Sahne binasının üst yapısı iç ve dış kısımlara doğru yıkılmış harap durumdadır. Sahne binasına ait sağ ve sol istinat duvarlarının az bir kısmı yüzeyde  görülmektedir. Tripolis Hamamı:  Tripolis Tiyatrosu’nun 200 m. batısında bir düzlük üzerinde    bulunmaktadır. Geç dönemde kenti çeviren sur duvarının dışında kalmıştır. Yapıya ait yüzeydeki kalıntılardan beş bölümü tespit etmek mümkündür. Her bölüm kendi arasında tonozlarla ve büyük nişlerle geçildiğine dair kemer izleri bulunmaktadır. Alt yapısı ve duvarlarının kesme traverten blok taşlardan, kemer ve tonozlarında ise aynı malzemeyle tamamlandığı anlaşılmaktadır. Hamam, tipik Roma Hamamı geleneğinin bir örneğidir. Şehir Binası : Hamamın yaklaşık 200m. güneyinde yer almaktadır. Üst yapısı tamamen yıkılmıştır. 40X65 m. ölçülerinde büyük bir yapıdır. Temel duvarları çok geniştir. Yapının batı duvarına bitişik sur duvarı devam etmektedir. Yapı Roma Mimari karakteri göstermektedir. Apsisli Yapı : Şehir Binası ile Tiyatro arasındadır. Dikdörtgen planlı yapının kuzey duvarının iç kısmı apsisli olduğundan bu ad verilmiştir. Yapının üst bölümü tamamen yıkılmış harap durumdadır. Kale ve Surlar :  Tripolis Geç Roma ve Bizans Dönemi’nde sur  ile çevrilmiştir. Eğimli arazide kurulan kentin surları yer yer burçlarla, gözetleme kuleleri ve kalın duvarlarla desteklenmiştir. Tiyatroya bitişik devam eden sur, kentin kuzeyindeki en yüksek tepede kule ile birleşir. Kule hem savunmaya hem de gelecek düşman tehlikesini gözetlemeye yöneliktir. Su Yolları : Tripolis Antik Kenti her ne kadar Menderes Nehri kenarında kurulmuş olsa bile, kentin ihtiyacını karşılayacak olan gerekli suyu, kente 25 km. uzaklıkta bulunan şimdiki Güney İlçesi yakınındaki kaynaktan temin etmişlerdir. Kaynak ile Tripolis arası dağlık ve engebeli arazi olduğundan bu güzergahta  su yortusunu, tünel, künk ve kemer izlerinin kalıntıları bulunmaktadır. Nekropol : Antik Tripolis Kenti’nin doğu ve güney yamaçları Nekropol Alanı olarak kullanılmıştır. Dik ve meyilli tepelerin sarp kayalık bölgelerinde, kayaya oyulmuş kaya mezarları bulunmaktadır. Ayrıca alt kısmı podyumlu, üst kısmı lahit şeklinde mezarlar yer almaktadır. 15 Nisan / 2 Ekim Gişe Yaz Açılış Saati: 08:00 Yaz Ziyaret Açılış Saati: 08:00 15 Nisan / 2 Ekim Gişe Yaz Kapanış Saati: 18:45 Yaz Ziyaret Kapanış Saati: 19:00 3 Ekim / 14 Nisan Gişe Kış Açılış Saati: 08:00 Kış Ziyaret Açılış Saati: 08:00 3 Ekim / 14 Nisan Gişe Kış Kapanış Saati: 16:45 Kış Ziyaret Kapanış Saati: 17:00

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

İshak Paşa Sarayı (Ağrı)

Ağrı, Türkiye

Doğubeyazıt İlçesi'nin 5 km doğusunda, bir dağın yamacındaki tepe üzerine kurulan saray, Osmanlı İmparatorluğu'nun Lale Devri’ndeki son büyük anıt yapısıdır. 18. yy. Osmanlı mimarisinin en belirgin ve seçkin örneklerinden olduğu kadar, sanat tarihi yönünden de değeri büyüktür. Sarayın Harem Dairesi Takkapı kitabesine göre yapılış tarihi Hicri 1199, Miladî 1784'tür. Saray Osmanlı, Fars ve Selçuklu uygarlığının mimari üslubunu bünyesinde toplayan bir özellik taşır. Cildıroğullarından II. İshak Paşa ile Çolak Abdi Paşa'ca 1685'te yaptırılan saraya, 1784'te son şekil verilmiştir. Yapı yaklaşık olarak 115x50 metre ölçülerinde bir alana kurulmuştur. Kesme taştan yapılan sarayın doğu cephesindeki portali kabartma ve süslemeleriyle Selçuklu sanatının özelliklerini yansıtır.  15 Nisan / 2 Ekim Yaz Ziyaret Açılış Saati:08:00 15 Nisan / 2 Ekim Yaz Ziyaret Kapanış Saati: 19:00 3 Ekim / 14 Nisan Kış Ziyaret Açılış Saati:08:00 3 Ekim / 14 Nisan Kış Ziyaret Kapanış Saati: 17:00 Tatil Günü: YOK Giriş Ücreti: 6 TL Müze ve örenyerleri dini bayramların birinci günü saat 13:00’e kadar kapalıdır. Müzekart Geçerlidir.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Ağaçaltı Kilisesi (Aksaray)

Aksaray, Türkiye

Ağaçaltı (Daniel Pantonassa) Kilisesi serbest haç planlıdır. Merkez mekanı yüksek kasnaklı bir kubbeyle, haç kolları beşik tonozla örtülüdür. Preikonaklast teknikle yapılan kilisedeki freskler 9-11. yüzyıl arasına tarihlenmektedir. Bugün yapıya yıkık olan ana apsisten girilir.  Nasıl Gidilir: Aksaray şehir merkezine 35 Km'dir. Şehir Merkezinden Ihlara Kasabasına her saat toplu taşıma araçları ile ulaşmak mümkündür. Ihlara Vadi başından inişte vadinin içinde karşılaşacağınız ilk kilise Ağaçaltı Kilisesidir. Giriş Ücreti:65 yaş üstü ve müze kart sahipleri için ücretsizdir. Ihlara Vadisi Giriş Ücreti 2019 yılı için 30 TL, otopark ücreti 7 TL, öğrenci ve öğretmenlere ise giriş indirimli. (Kiliseler Ihlara vadisi içerisindedir.)

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Arkeoloji ve Mumya Müzesi (Amasya)

Amasya, Türkiye

Amasya Arkeoloji Müzesi 1925 yılında kurulduğunda çok fazla arkeolojik esere sahip değilmiş. Ancak sergilenecek eser sayısı artınca bina yeterli olmamış ve 1977 yılında bugünkü bina yapılmış ve 1980 yılında Amasya Arkeoloji Müzesi hizmete açılmış.Amasya Osmanlı döneminde bir şehzadeler şehriymiş. İkinci Murad, Çelebi Mehmet ve Yıldırım Bayezid burada şehzade olarak bulunmuşlar.Müzede Osmanlı dönemi eserleri yanında Hititler, Frigler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve İlhanlılar gibi birçok uygarlığa ait eserler bulunuyor. Onüç farklı medeniyete ait arkeolojik ve etnografik eserlerin sayısı 24 bini bulmuş durumda.Üç katlı olan müze binasının bodrum katında depolar, laboratuar, fotoğrafhane ve diğer hizmet birimleri yer alıyor. Müzenin giriş katında sikke ve arkeolojik eserler salonu ile dinlenme salonları bulunuyor. Üst kat, Selçuklu ve Osmanlı dönemi eserlerine ayrılmış. Bahçede mezar stelleri, lahitler, mil taşları, sütun ve sütun başları ve islami döneme ait kitabeler ve sandukalar sergileniyor.Amasya Arkeoloji Müzesi’nin bulunduğu alanda bir de Mumyalar Müzesi var. Sultan Mesut Türbesi’nde yapılan düzenlemelerden sonrası burası Mumyalar Müzesi yapılmış. Bu müze, dünyadaki tek Müslüman mumyaları müzesidir. Burada ondördüncü yüzyılda Amasya’da hakimiyet kuran Danişmendlilere ve İlhanlılara ait olduğu sanılan sekiz mumya bulunuyor.Ölümsüz kabul edilen ruhun ölümlü olan vücut ile birleşmesini sağlamak için mumyalama teknikleri geliştirilmiş. Gerçi mumyalama dendiğinde ilk akla gelen eski Mısır uygarlığıdır ama Anadolu topraklarında da mumyalama tekniği kullanılmış. Çeşitli uygarlıklardan bugüne ulaşan 40 kadar mumya bulunuyor ve bunlar çeşitli müzelerde sergileniyor. Ancak Amasya Mumya Müzesi’nde sergilenen mumyalar diğerlerinden farklı. Genelde mumyalama işlemi iç organlar çıkarılarak yapılır ama buradaki mumyalar iç organları ile birlikte korunmuş.İdam edilerek öldürüldükleri sanılan bu mumyalardan birinin, İlhanlılar döneminde Amasya Valiliği yapan İzzettin Pervane Bey’e, birinin onun bir cariyesine, diğer ikisinin de kızına ve oğluna ait olduğu düşünülüyor.Ayrıca İlhanlılar döneminde, Moğollar tarafından zehirlenerek öldürüldükleri tahmin edilen Anadolu Nazırı Şehzade Cumudar ve Amasya Emiri İşbuğa Noyan’ın da mumyaları burada sergileniyor.Farklı yaşlara sahip olan bu mumyalar özel koşullarda saklanıyor. Bulundukları yerin oda ısısı ve nem oranı sabit tutuluyor.Evliya Çelebi de seyahatnamesinde bu mumyalardan bahsediyor. Amasya Müzesi kurulduğunda mumyalar önceleri burada saklanmış. Ancak şehrin ortasından geçen Yeşilırmak taşınca bundan zarar görmüş. Gökmedrese Camii müze yapılınca mumyalar bir süre burada sergilenmiş.Giriş ücreti:6 tl

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Kırkdamaltı Kilisesi (Aksaray)

Aksaray, Türkiye

Belisırma Köyü’ne 1 km uzaklıktaki bu kilise vadi tabanından bir hayli yüksekte kaya blokları oyularak inşa edilmiş ve bölgeye en tepeden bakan kilise. Kiliseyi çepeçevre dolanan yunanca bir kitabeye göre yapım zamanı 1283-1295’e tarihleniyor ve bu dönem Anadolu Selçuklularının bölgeye hakim olduğu döneme denk geliyor. Kilisenin yapımına Selçuklu Sultanı II. Mesut’un ordusunda görevli Hristiyan bir komutanla eşinin önayak olduğu, kiliseyi ise Aziz Georgias adına adadıkları biliniyor. Kilisedeki frekslerde II. Mesut olduğu düşünülen bir figürün olması, atların kuyruklarının Türk usulü düğümlerle resmedilmesi, Türk motifli giysilerin kullanılması ilk Hristiyanların Selçuklularla dost yaşam sürdükleri hakkında fikir veriyor. Frekste ayrıca II. Mesut’tan ‘çok yüksek ve asil bir sultan’ olarak söz ediliyor. Kutsal Meryem’in göğe yükselişi, suretinin değişimi ve dua ritüellerinin olduğu freskler günümüze kadar gelebilmiş tarih kokularından. Ihlara Vadisi içerisinde Belisırma Köyü sınırlarında yer almaktadır. Aksaray şehir merkezine 35 Km'dir. Şehir Merkezinden Belisırma Köyüne gün içerisinde her saat toplu taşıma araçları ile ulaşmak mümkündür.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Burmalı Minare Camii (Amasya)

Amasya, Türkiye

Caminin kapısı üzerinde bulunan, kemer kavisi şeklindeki kitabeden caminin iki kardeş tarafından yaptırıldığı anlaşılır. Bu kardeşlerden Said Ferruh’un Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in vezirlerinden Necmeddin Ferruh Bey olduğu kabul edilmektedir. Kardeşi de Haznedar Yusuf’tur. Yapım tarihi, kitabeye göre 1242 yılıdır. Bugün, minaresinin yapım biçimiyle adlandırılan ve Evliya Çelebi’nin, Seyahatname'sinde Mahkeme Camii ismiyle bahsettiği caminin minaresi ilk yapıldığında ahşaptı. 1590 yılındaki deprem ve 1602 yılında yaşanan yangında hasar gören caminin minaresi 1730 yılında yaşanan büyük yangında tamamen yok oldu. Bunun yerine yapılan minare bu kez caminin güçlü taş yapısına uygun biçimde taştan yapıldı. Dönerek minarenin etrafını dolanan yivlerin oluşturduğu bu yapıya bu zamandan sonra Burmalı Minare, camiye de Burmalı Minare Camii denmiştir. Cami, girişin iki yanındaki minare ve türbe dışında oldukça düzgün bir dikdörtgen plana sahiptir. Kesme taştan örülmüş kalın ve güçlü duvarlardan batı ve doğu cephesindekilerde bulunan dörder pencere ile güney cephesindeki üç pencere caminin içini aydınlatır. Camiye minare ve türbenin arasından, dışarıya doğru çıkıntılı büyük bir niş içinde yer alankemerli kapıdan girilir. İç mekan mihrap ekseninin iki yanında sıralanmış üçer paye (sütun) ile üç sahına ayrılmış, payelerin birbirine sivri kemerlerle bağlanmasıyla bu sahınlar da üçer bölüme ayrılarak toplam dokuz bölüm meydana getirmiştir. Bu dokuz bölümden orta sıradaki üçünün üzeri kubbelerle örtülüdür. Yan sıralardaki bölümlerden kıble duvarına yakın olan ikisi çapraz, diğer bölümler beşik tonoz örtülüdür. Girişin sol yanında kare zemin üzerine sekizgen yapılı Cumudar Türbesi bulunur. İlhanlılar’ın Anadolu egemenliği döneminde Amasya’da Anadolu Nazırlığı yapmış olan Şehzade Cumudar’a ait mumyanın Amasya Müzesi’ne konulmasına kadar burada bulunmuş olması nedeniyle bu isimle anılan türbe asıl olarak Ferruh Bey ve oğluna aittir.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Harşena Dağı Ve Pontus Kral Kaya Mezarları (Amasya)

Amasya, Türkiye

UNESCO Dünya Miras Merkezince yapılan değerlendirme sonucunda Amasya, Harşena Dağı ve Pontus Kral Kaya Mezarları UNESCO Dünya Miras Geçici Listesine kaydedildi. Amasya, Kıyı Karadeniz ile Anadolu’nun diğer bölgelerini bağlayan, prehistorik çağlardan beri kullanılan yolların kavşak noktasında yer alır ve Yeşilırmak Nehri’nin oluşturduğu derin bir vadi içerisinde kurulmuştur. Nehrin ikiye ayırdığı vadinin kuzeyinde 272 m yüksekliğinde Harşena Dağı bulunur. Harşena Dağı’nın, Yeşilırmak ve vadisi ile birlikte oluşturduğu bütünleşik kompozisyon, ünik bir peyzaj ve büyüleyici bir manzara oluşturur. Harşena Dağı’nın güney yamacında ilk yerleşim Erken Tunç Çağı’nda başlamış ve Osmanlı Devleti’nin sonuna kadar da onlarca uygarlık (Frigya, İskit-Med, Pers, Pontus, Roma, Doğu Roma, Danişmendli, İlhanlı, Selçuklu, Osmanlı) tarafından iskân edilmiştir. Alanda; Amasya Kalesi’nin yanı sıra, Helenistik Dönem surları, anıtsal kaya mezarları, M.Ö. 1. yüzyıla tarihlenen anıtsal sarnıçlar ve Yalıboyu Evleri bulunmaktadır. Amasya’nın Pontus Krallığı’nın başkenti olmasıyla birlikte, dağın güney yamacına anıtsal kaya mezarları inşa edilmiştir. Kızlar Sarayı bölgesinde, Kurucu Kral I. Mithridates Ktistes’den I. Pharnakes’e kadarki beş krala ait kaya mezarları bulunmaktadır. Kaya mezarları; Anadolu’nun en büyük kaya mezarları arasında bulunan, dünyada da kaya mezarı geleneğinin seçkin örnekleri arasında gösterilen anıtsal yapılardır. Pontos Kraliyet Nekropolü, hanedanın dünyadaki ilk ve tek nekropolü, V No’lu kaya mezarı da Pontos Krallığı döneminde inşa edilmiş son kaya mezarıdır. Kaya mezarı inşa etme geleneği Amasya’da son bulmuş, ikinci başkent Sinop’da (M.Ö.183) bu gelenek sürdürülmezken, hanedana ait ikinci bir kraliyet mezarlığına da bugüne kadar rastlanmamıştır. 15 Nisan / 2 Ekim Yaz Ziyaret Açılış Saati: 09:00 15 Nisan / 2 Ekim Yaz Ziyaret Kapanış Saati: 19:00 3 Ekim / 14 Nisan Kış Ziyaret Açılış Saati: 08:00 3 Ekim / 14 Nisan Kış Ziyaret Kapanış Saati: 17:00 Giriş Ücreti: 12 TL

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Anadolu Medeniyetleri Müzesi (Ankara)

Ankara, Türkiye

Anadolu Medeniyetleri Müzesi, başkent Ankara’ya seyahat edenlere Paleolitik Çağ’dan günümüze kadar geçen uzun süreçte Anadolu’da hâkimiyet kuran medeniyetler ve kentin gelişimi hakkında değerli bilgiler aktarıyor. Kente hâkim noktadaki Ankara Kalesi’nin güneydoğusunda faaliyet gösteren müzenin yer aldığı yapılar bile Osmanlı mimarisinin ne kadar gelişmiş ve zarif olduğunu kanıtlıyor. Kültürel tesisi ziyaretinizin ardından dilerseniz rotanızı, oldukça yakın konumdaki Rahmi M. Koç ve Etnoğrafya müzelerine çevirebilirsiniz. Eşsiz koleksiyonu nedeniyle yıl boyunca yoğun ilgi gören kültürel tesisin temelleri, 1921yılında dönemin Kültür Müdürü Mübarek Galip Bey’in çalışmaları sonucu kentin ilk müzesinin Ankara Kalesi’nin Akkale isimli burcunda kurulmasıyla atılmış. Bu dönemde Akkale’deki müzeye paralel olarak Augustus Mabedi ve Roma Hamamı’nda da antik eserler biriktirilmeye başlanmış. Hatta Mustafa Kemal Atatürk’ün görüşleri doğrultusunda bir “Eti Müzesi” kurulması fikri benimsenince farklı bölgelerdeki Hitit buluntuları da Ankara’ya getirilmiş. Toplanan koleksiyonun büyüklüğü nedeniyle ortaya çıkan geniş sergi alanı gereksinimini karşılamak için müzenin Kurşunlu Han ve Mahmut Paşa Bedesteni’ne taşınmasına karar verilmiş. Ancak her iki yapının 1881’deki yangından beri kullanılmaması, kapsamlı bir yenileme çalışması yapılması zorunluluğunu da beraberinde getirmiş. Kültür Müdürü Hamit Zübeyr Koşay’ın görevlendirdiği Maarif Vekili Saffet Ankan gözetiminde 1938 yılında başlayan çalışmalar, 1968’e dek devam etmiş. Yenileme süreci devam ederken, bedestenin onarımı tamamlanan orta kısmına 1940 yılında Alman Arkeolog H.G. Guterbock başkanlığındaki heyet tarafından eserler yerleştirilmiş. Oluşturulan bu sergi alanı ziyarete 1943 yılında açılmış. Akkale ise 1948’den itibaren depo olarak kullanılmaya başlanmış. Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin faaliyette olduğu yapıların tarihi, Fatih Sultan Mehmet’in Osmanlı tahtında olduğu döneme kadar uzanıyor. Bedestenin Mahmut Paşa tarafından Ankara sof kumaşlarının ticareti için 1464-1471 yılları arasında yaptırıldığı düşünülürken, Kurşunlu Han’ın İstanbul’un Üsküdar İlçesi’ndeki imaretine kaynak sağlaması amacıyla Mehmet Paşa’nın isteği doğrultusunda inşa ettirildiği biliniyor. Akkale’den sonra müzeye ev sahipliği yapan Kurşunlu Han’ın odalarının bir kısmı araştırmacılara tahsis edilirken; geri kalanları konferans salonu, iş atölyesi, kütüphane ve laboratuvar olarak kullanılıyor. Mahmut Paşa Bedesteni ise halen daha müzenin zengin koleksiyonunu görmeye gelen tarihe meraklı konukları ağırlıyor. 1997 yılında “Avrupa’da Yılın Müzesi” ödülüne layık görülen kültürel tesisin geniş koleksiyonu kronolojik sıraya göre bölümlere ayrılmış durumda. Paleolitik Çağ’a ayrılan bölümde sergilenen taştan ve kemikten yapılmış eşyaların büyük çoğunluğu, Antalya yakınındaki Karain Mağarası’nda gerçekleştirilen kazı çalışmaları sırasında bulunmuş. Neolitik Çağ’a ait eserlerin sergilendiği alanda inceleme fırsatı bulabileceğiniz araç-gereçler ise Çatalhöyük ve Burdur Hacılar’dan müzeye getirilmiş. Müzenin Kalkolitik Çağ’a ayrılan kısmında Anadolu çevresinde gelişen uygarlıkların etkileri rahatlıkla anlaşılabiliyor. Eski Tunç Çağı bölümünün merkezinde Alacahöyük kazılarında elde edilen eşyalar yer alıyor.Anadolu’da yazılı tarihin başlangıcına dair değerli bilgiler Asur Ticaret Kolonileri Çağı’na ayrılan alanda sizleri bekliyor. Bu bölümü gezdikten sonra dilerseniz gezinize Eski Hitit ve Hitit İmparatorluğu ile Frig, Geç Hitit, Urartu, Lidya dönemlerine ait buluntuları inceleyerek devam edebilirsiniz. Müzede oluşturulan Çağlar Boyu Ankara temasına sahip bölüm kentin ilk dönemlerinden günümüze kadar süreçteki gelişimini gözler önüne sererken, M.Ö.1200’lerden Günümüze Anadolu Uygarlıkları aynı dönemleri çok daha geniş bir açıdan ele alıyor. Anadolu Medeniyetleri Müzesi bünyesinde tarihi çağlara ışık tutan bölümlerin dışında birçok ören yeri de bulunuyor. Tarihi zenginlikleri nedeniyle gezi rotanıza dâhil edebileceğiniz bu mekânların başında Gordion Müzesi, Ankara Roma Hamamı, Augustus Tapınağı ve Gavurkale geliyor. Hatta 4.000 yıldan fazla bir süre önce inşa edildiği düşünülen Ankara Kalesi de müze bünyesindeki ören yerlerinden bir tanesi.giriş ücreti, 20 Türk Lirası olarak belirlenmiş. Eğer Müzekartsahibiyseniz, müzeyi bir yıl boyunca ücret ödemeden istediğiniz kadar ziyaret edebilirsiniz.Anadolu’da kurulan medeniyetlerle ilgili detaylı bilgiler barındıran müze, dini bayramların birinci günleri hariç yıl boyunca 08.30’dan 17.30’a kadar ziyarete açık tutuluyor. Yalnız gişelerde bilet satışı 17.15’te sonlandırılıyor. Kültürel tesis, bayramların birinci gününde ise 13.00’dan itibaren kapılarını ziyaretçilerine açıyor.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Augustus Tapınağı (Ankara)

Ankara, Türkiye

Romalılar M.Ö.1.yüzyılın sonlarına doğru Galatya'yı eyalet haline getirip Ankara'yı metropolis-başkent yaptıktan sonra, bir takım imar faaliyetlerine girişmişler ve şehrin büyüyüp gelişmesini sağlamışlardır. Roma-Augustus Tapınağı'nın bu dönemde yapılarak imparator kültünün de Ankara'ya getirilmesi bu kente verilen önemin bir belgesidir.  Augustus Tapınağı, Ulus’ta Hacıbayram Camii’nin bitişiğinde yer almaktadır. Roma Döneminin önemli yapıtlarından biri olan tapınak, son Galat Hükümdarı Amintos'un oğlu Kral Pylamenes tarafından Augustus'a bağımlılık nişanesi ve Galatya Eyaletinin Roma’ya katılmasını kutlamak amacıyla M.Ö. 25 yılından sonra yapılmış olmalıdır. Roma Döneminde Ankara, Augustus Tapınağı'nın bulunduğu kutsal tepenin etrafında kurulmuştur. Her ne kadar M.Schede tarafından M.Ö.2.yüzyıla tarihlenmiş olsa da, tapınakta bulunan mimari öğeler erken Augustus Dönemini (M.Ö.27-M.S.14) işaret etmektedir. Frig Döneminde Tapınağın bulunduğu tepede bereket tanrıçası Kybele ile Ay tanrısı Men'e tapınıldığını, Roma Dönemi sikkelerindeki tasvirlerden ve yazıtlardan anlamaktayız. Ayrıca kolonadın kuzey-batı antası üzerindeki yazıttan ise tapınağın Augustus ve Tanrıça Roma'ya adandığını biliyoruz.  Tapınağı kiliseye dönüştüren Hıristiyanlar cellanın güney duvarına üç pencere eklemişler ve cella ile opisthodomos arasındaki duvarı yıkarak naos'un gerisine de bir krypta yapmışlardır. 15.yüzyıl başlarında Türklerin Ankara'yı almasıyla tapınağın kuzey-batı köşesine Hacıbayram Camii eklenmiştir. Cellanın kuzey-batı duvarının bir bölümü 1834'de yıkılmış olmakla beraber tapınak bu gün iyi korunmuş durumdadır.M.Ö.8.yüzyıldan günümüze değin tüm kutsal yapıların üst üste ve yan yana bulunmasını bir eski Anadolu geleneği ve Anadolu insanının hoşgörüsü olarak yorumlamak yanlış olmaz.  Tapınak, basamaklarla çıkılan 36x54,82 m. ölçülerinde bir podyum üzerine oturmaktadır. Cellaya giriş yüksek bir kapı ile sağlanmaktadır. Naos 12,8x28,21 m'lik bir alanı kaplamaktadır. Pronaos'unda 4, opisthodomos'unda 2 korint tarzında sütun yer almaktadır. M.S. 2.yüzyılda ion düzeninde kısa kenarına 8, uzun kenarına 15 sütün eklenerek peripteral ve pseudodipteros bir plan oluşturulmuştur. Plan olarak benzemesi nedeniyle Hadrian Dönemi'nde yapılmış Aezanoi Zeus Tapınağına (Kütahya-Sivrihisar) öncülük ettiğini söyleyebiliriz. Ayrıca tapınak yerli Anadolu geleneğini sürdüren Efes, Sardes, Menderes Magnesiası ve son yıllarda Pessinus'da ortaya çıkarılan tapınak gibi batıya dönüktür.  İmparator Augustus ölümünden önce Vesta rahibelerine dört adet belge teslim eder. Bunlardan birisi vasiyetnamesi, ikincisi cenaze töreni hakkındaki emirleri, üçüncüsü imparatorluğun parasal ve askeri durumunu belirtmekte, dördüncüsü ise yaşadığı sürece yaptığı işleri anlatmakta idi. Bunlardan ancak dördüncüsü ''index rerum gestarum'' tapınağın duvarında iki dilde, Latince ve Helence yazılmış olarak günümüze kadar gelmiştir. Roma'da İmparatorun mezarının önünde yer orijinal Latince metin kaybolduğu için tapınağın önemi daha da artmıştır. Pisidia bölgesindeki Antiochia'da (Yalvaç) yapılan kazılarda ''Res Gestae Divi Augusti'nin (tanrılaştırılmış Augustus'un işleri) adını taşıyan kitabenin kopyasına ait parçalar ele geçmiştir. Bu da, şimdi Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde bulunan tapınağa ait olan yazıtların eksik bölümlerinin tamamlanmasına yardımcı olmuştur. Latince ve Yunanca olan bu yazıt tapınağın Hacıbayram Camii'ne yakın olan duvarın üstünde tanrılaştırılmış Augustus'un icraatı sözcükleri ile başlar ve duvarın büyük bir bölümünü kaplar.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Gordion Müzesi (Ankara)

Ankara, Türkiye

1963 yılında bugün Yassıhöyük olarak tanınan 500 nüfuslu küçük bir köyün yanında kuruldu. Bugün Gordion Müzesi’nde kronolojik bir sergileme sunulmakta, her dönem karakteristik örneklerle temsil edilmektedir. Üç vitrinde Eski Tunç Devri eserleri, bunu takiben Kral Midas ile son bulan Erken Frig Dönemine ait eserler yer almaktadır. Bu eserler içinde Erken Demir Çağı’na ait el yapımı çanak-çömlekler, Erken Frig Çağına ait demir aletler, tekstil üretim aletleri sergilenmektedir. Yeni sergi salonunda panoramik vitrin içinde M.Ö. 700 yıllarına tarihlenen tahrip katına ait tipik bir yapı sergilenmektedir. Yeni salonun geri kalan kısmında M.Ö. 6- M.S. 4. yüzyıla ait ithal edilmiş Yunan seramiği, Helenistik Çağ ve Roma Dönemine ait malzemeler sergilenmektedir. Son bölümde ziyaretçiler Gordion’da ele geçen mühür ve sikke örneklerini izleme imkanı bulacaklardır. MÜZENİN GELİŞİMİ Son yıllarda Gordion Müzesi’nin ziyaretçi sayısındaki büyük artış, burada yeni düzenlemeler yapılmasını gündeme getirmiştir. Bu çalışmalar içinde 180 m2’lik yeni depo binası, 150 m2’lik ek teşhir salonu, 30 m2’lik laboratuar ve 35 m2’lik görüntü ile bilgilendirme salonu, 5000 m2’lik yeni açıkhava teşhir alanı yapılanların belli başlıları arasında sayılabilir. Yeni kazılan alan Friglerin mobilya yapımında kullandıkları sedir, kokulu ardıç, şimşir, sarıçam, ceviz ve porsuk fidanlarıyla ağaçlandırıldı. Bu yeni alana nakledilen Roma mozaiği ve Galat Mezarı yapılan işlerin bir bölümü olarak sayılabilir. FRİG TÜMÜLÜSLERİ Gordion çevresi geniş bir alan üzerinde M.Ö. 8. asrın son çeyreği ile M.Ö. 6. asrın ortalarına kadar uzanan bir zaman dilimine tarihlenen çeşitli ölçülerdeki tümülüslerle kaplıdır. Tümülüsler Frig soyluları ve ileri gelen kişilerin mezarlarıdır. Bu tümülüslerin içinde 300 m.’lik çapı 55 m.’lik yüksekliği ile Midas Tümülüsü olarak tanınanı muhteşem bir görüntüye sahiptir. Midas Tümülüsü’nün kazısı 1957 yılında gerçekleştirilmiştir. 1960’lı yılların başlarında Türk mühendisliğinin şaheseri beton destek konstrüksiyonunun tamamlanması sonucu halkın ziyaretine açılmıştır.  GALAT MEZARI “Tümülüs O” 1954 yılında kaçak kazı sonucu ortaya çıkarılan mezar, daha sonra Gordion kazı ekibi tarafından “O” tümülüsü olarak adlandırıldı. Aradan geçen yarım yüzyıl sonunda anıt mezar insan ve doğanın tahribine uğradı. Kültür Bakanlığı’nın müdahalesi ile anıt eser yok olmaktan kurtarıldı. Müze uzmanları tarafından çeşitli çizimleri yapılan mezarın taş blokları numaralandırıldıktan sonra Gordion Müzesi’nin yeni bahçesine taşındı. 1999 yılında Gordion Müze bahçesine yeniden inşa edilmiş olan mezar, insanlığın görüşüne sunulmuştur. KAYABAŞI MOZAİĞİ 1989 yılında Polatlı İlçesi, Kayabaşı Köyü’nde temel kazısı sırasında ortaya çıkartılan M.Ö. III. yüzyıla tarihlenen Roma Dönemi mozaiği, ev sahibi tarafından Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne bildirilmiş ve müze tarafından kazısı aynı yıl gerçekleştirilmiştir. Yer darlığı nedeniyle taşınamayan mozaik, 1999 yılında başarılı bir çalışma sonucunda Gordion Müzesi’nin yeni bahçesine taşınmış ve yarı kapalı bir mekan içine monte edilmiştir. 6,60 x 7,70 m. ölçülerindeki mozaiğin merkezinde hayvan motifleri, çevresinde ise geometrik bezemeler yer almaktadır. ANTİK GORDİON YERLEŞİMİ Frigya Krallığı’nın başkenti, ünlü Gordion şehrinin kalıntıları; Ankara-Eskişehir karayolunun yakınında, Sakarya (Sangarios) ve Porsuk Nehirlerinin birbirlerine yaklaştıkları yerde, Polatlı’nın 18 km. kuzeybatısındadır (Ankara’dan 90 km.). Alman ve Amerikan kazıları süresince buradan çıkan ve çeşitli yayınlarda tanıtılan buluntular; bu yerleşimin tarihini Erken Tunç Çağı’na (M.Ö. 3000) kadar götürür. Gordion, M.Ö. 7. yüzyılın başlarında Kimmerler tahrip edilmesine rağmen en parlak dönemlerini M.Ö. 750-700 tarihleri arasında yaşamıştır. Birçok buluntular ve yerleşimdeki tümülüsler 6. yüzyılın sonuna kadar devam eden bu işgali göz önüne serer. Yine de Gordion, Büyük İskender’in burayı yeniden onarıp, bağımsızlığının kendilerine geri verilmesine kadar (M.Ö. 6. yüzyılın ilk yarısı) Persler tarafından yönetilmiştir.  Kral Gordios tarafından bağlanan meşhur düğüm, Büyük İskender tarafından M.Ö. 333 yılında kışı geçirdiği Gordion’da kesilmiştir. Gordion’da Helenistik dönem, Büyük İskender’in burayı fethinden sonra (M.Ö. 300-100) başlamıştır. Sonra Roma Dönemi (M.Ö. 1 yüzyıl – M.S. 4. yüzyıl) daha sonra Selçuklu (M.S. 11.-13. yüzyıl) dönemi başlamıştır. Bütün bu olaylar Gordion’da 4000 yılı aşkın gibi kısa sürede olmuştur.Giriş ücreti:6 tl

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Ankara Kalesi (Ankara)

Ankara, Türkiye

Konuklarına eşsiz bir kent manzarası sunan Ankara Kalesi, başkentin en önemli sembollerinin başında geliyor. Tarihi en az Ankara kadar eski olan askeri yapıda Galatlar’dan Romalılar’a, Selçuklular’dan Osmanlı’lar kadar pek çok medeniyetin izlerini görmek mümkün. Üstelik dar sokaklarında gezerken birbirinden güzel fotoğraflar çekebileceğiniz kalenin çevresi de en az içi kadar ilgi çekici fırsatlar barındırıyor.M.S. 620 yılında Sasaniler’in kenti ele geçirmelerinin sonrasında tarihi yapı kısmen harap duruma düşmüş. 7. yüzyılın 2. yarısında Bizanslılar’ın kentte hâkimiyet kurması sonucunda yapıda onarım çalışmaları başlamış.Hatta dış kale bu çalışmalar sırasında İmparator II. Konstantinos’un emriyle inşa edilmiş. Sonraki dönemlerde sık sık Bizans ile Selçuklu hâkimiyeti arasında gidip gelen kale, Osmanlılar tarafından da kullanılmasına rağmen Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın yaptırdığı dışında onarım görmemiş.Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde ise kalenin en yüksek burcu olan Akkale, 1921 yılından itibaren Atatürk’ün direktifleri doğrultusunda kurulan Eti Müzesi’ne ev sahipliği yapmış.Kültürel tesisin kapsamının genişletilip Anadolu Medeniyetleri Müzesi adını alması ve Kurşunlu Han ile Mahmut Paşa Bedesteni’ne taşınmasının ardından kalenin bu bölümü 1948’den itibaren depo olarak kullanılmaya başlanmış.Günümüze kadarki süreçte hem savunma hem de yerleşim amaçlı kullanılan Ankara Kalesiiç içe geçmiş 3 sıra surla çevrelenmiş. Dış kalenin duvarlarının yüksekliği 8 ila 10 metre arasında değişen kısımlarında blok halinde mermer ve bazalt, geri kalanındaysa tuğla kullanılmış.4 katlı iç kalenin yapımındaysa Ankara Taşı ile birlikte çevredeki antik yapılardan getirtilen parçalardan yararlanılmış. Doğu, batı ve güney yönlerinde uzanan duvarlarda 15-20 metrede bir 5 köşeli savunma kulesi yer alıyor. Bu kulelerin toplam adedi 42.Ankara Kalesi’nin hem iç hem de dış bölümlerinde Osmanlı döneminden kalma pek çok yapı sizleri bekliyor. Bu yapıların bir kısmı hediyelik eşya dükkânı, sanat evi, restoran ve otel olarak kullanılırken; bir kısmında zengin koleksiyonları ile gezginlerin ilgisini çeken müzeler faaliyet gösteriyor.Hisar Kapısı’ndan iç kaleye girdiğinizde karşınıza çıkacak evler, mimari açıdan Hamamönü’nde 19. yüzyılda inşa edilen konakların öncülleri konumundalar. Dik bir alan üzerine inşa edildiklerinden bu yapılar dar planlı olarak tasarlanmışlar. İki ya da üç katlı evlerin yapımında ahşap, kerpiç ve tuğla kullanılmış. Yerel halk alt katları kışlık, üst katları yazlık kullanıma uygun şekilde oluşturmuş.Yazlık kattaki “Cihannüma” isimli odalarla birlikte geniş saçaklar, kale içindeki Ankara Evleri’nin belirleyici özelliklerini oluşturuyorlar. Toplam sayısı 400’e yakın olan bu evlerin bir kısmı restore edilmiş. Geri kalan kısmıysa ne yazık ki kaderine terk edilmiş durumda. Metruk haldeki yapıların bulunduğu bölge güvenlik açısından riskli olduğundan, iç kaleyi gezerken bu kısımdan uzak durmanızı tavsiye ederim.Bir zamanlar kentin ticari hayatının merkezi konumunda olan kale çevresindeki sokaklar ise günümüzde antikacılar ve hediyelik eşya dükkânları ile çevrelenmiş durumda. İlginç isimlere sahip bu mekânlarda alışveriş yaptıktan sonra dilerseniz Pirinç Han’ın avlusunda soluklanıp, bir şeyler yiyip içebilirsiniz.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Blaundus Antik Kenti (Uşak)

Uşak, Türkiye

Tarihi, Helenistik Çağ'a kadar uzanan Blaundus, derin vadilerin çevrelediği yarımada üzerine inşa edilmiştir. Kentin kalıntılarından bazıları, günümüze kadar ulaşmıştır. Helenistik Dönem'den kalan kuzey surlarının giriş kapısı kemeri,  darphane bölümleri, idari binalar sur duvarlarının bazı bölümleri, İon tarzındaki mabet kentin ortasında yer alan ve Roma İmparatoru Claudius’un mabedi ve yalnızca bir tarafında oturma kademeleri olan stadyum günümüze ulaşan yapılardandır. Ulaşımın belirli bir kısımı toprak yoldan sağlanmaktadır. Yanınıza su ve diğer ihtiyaçlarınızı almayı unutmayın yakınlarda tedarik edebileceğiniz yer bulunmamaktadır. Kaya mezarları ve aile mezarlarını görmeyi unutmayın. Giriş Ücretsiz

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Akçakale Ada Şehri Kalıntıları (Ardahan)

Ardahan, Türkiye

Çıldır Gölü sınırlarında bulunan Akçakale Ada Şehri, diğer adıyla Alparslan Adası, doğal güzelliklerinin yanı sıra 10 bin yıllık tarihin de izlerini taşıyor. Çıldır Gölü’nün içerisinde yer alan Akçakale Adası, doğal güzelliklerinin yanı sıra, birinci derecede arkeolojik sit alanıdır. Çıldır ilçe merkezinin yaklaşık 27 km. güneydoğusunda yer alan Akçakale köyünün hemen batısında bulunan bir ada şehrine ait kalıntılardır.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Harosman Mağaraları (Ardahan)

Ardahan, Türkiye

Bu mağaralar Çayağzı Köyünün 6 Km doğusunda , Ortakent kasabasının 5 Km güneydoğusunda yer almaktadır. Ortakent’ in çıkışında sağ yola girildiğinde eski bir değirmene kadar arabayla değirmenden sonra ise 1 km yaya olarak gidilir. Eğer Traktörle yada atla gidiyorsanız Mağaraların yanına kadar gidersiniz.Hanak çayının akış yönünde yer alan bu mağaralar tüf boyalarına oyulmuş mekanlar olmasına karşın görünüş olarak mağaralara benzediği için HAROSMAN adıyla anılmışlardır. Arkeolojik olarak ise bu yapılara yer altı sığınakları ( Katakomp) denir. İlk bakışta Kapadokya yöresi yapılarına benzemesi bu yapıları o yöreyle ilgili paralellik kurmamızı sağlar. Tarihi olarak Hristiyanların yayılışını düşünürsek Kapadokya yöresinden 100-200 yıllık bir dönem sonra buralarda yerleşmiş olabileceklerini tahmin edilmekte.Genel olarak bu yapıları ele almamız gerekirse şu özelliklerin görüldüğünü söyleyebiliriz; Mağaralar iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Batı ( Yukarı Kısım) taraf, ikinci bölüm ise Doğu ( Aşağı kısım) taraf olarak iskan edilmiştir. Yukarı kısımdaki dehlizler kilise ve küçük barınaklardan oluşurken, aşağı kısımdaki dehlizler yönetici odası ve yönetimle ilgili büyük barınaklardan oluşmaktadır. Yukarı kısımdaki dehlizler genelde iki katlıdır, ama tek katlı olanlarda vardır. Bu dehlizler genelde üç yada dört mekandan oluşmaktadır. Ön cepheye bakan mekanlar pencere aralıklarıyla ışıklandırılırken ön cepheye bakmayan dip kısımlardaki yapıların ışıklandırılması yoktur. Tavandan delikler açılarak ışıklandırma sağlanmaya çalışılmıştır. Bu mekanlar sert cisimlerle oyulmuştur. Önemli mekanlar dışında çoğu mekan kesit biçiminde ve duvarları düzgün olmayan hatlar görünümündedir.Yukarı kısımda soldan birinci olan iki katlı dehliz ( Mağara) ibadet yeri görünümündedir. Yine dini yapı olabilecek solda üç dehliz var. Ortada kalan iki dehliz ise duvarlardaki is izleri ile buranın mutfak olabileceğini gösteriyor. İki katlı yapılar dışındaki diğer dehlizler barınak ve nöbetçi yerleri olarak değerlendirebiliriz. Harosman mağaralarının aşağı kısmı ( Doğu) yukarı kısımda farklı olarak yapılar daha büyük ve tarihlemeye yardımcı olabilecek unsurları içermektedir. Aşağı kısmın yapıları genelde tek katlıdır. Yönetici odası ise ikinci kat seviyesindedir. Ama oda tek katlıdır.Aşağı kısmın sol bölümü ise birbirine tünelle bağlantılı iki büyük mekan yer almaktadır. Soldaki mekanını önü duvarla örülmüştür. Duvarda kullanılan düzgün kesme taşları ve taşların arasındaki beyaz hare ise tarihlemeye yardımcı olabilecek buluntu durumundadır. Yapı büyük bir salondan ve arkasında odadan oluşan bir toplantı yeri olarak düşünülür. Toplantı yeri olarak düşünmemizi sağlayan unsur ise salonun sağ tarafında bulunan 20-25 kişinin oturabileceği bank. Ayrıca bu salonun sol duvarının alçı sıvayla kaplanması da bu yapının önemli mekan olduğunu göstermektedir. Sol duvarın alçı ile sıvanması tarihleme açısından önemli olabilir.Aşağı kısmın diğer yapısı ise yerden yaklaşık 5 metre yükseklikte ikinci kat seviyesinde yer almaktadır. Merdivenle çıkılan bu yapı içinde taht şeklinde oturma yerinin bulunma ve korunma amacıyla yükseğe yapılmasından bu mekanın yönetici odası olarak düşünmemizi sağlar.Genel bir yapı şeklini açıkladığımız bu dehlizlerin özenle yapılmaması ve buluntu vermemizi nedeni ile bu dehlizlerin kısa süreli barınma amacıyla yapıldığını çok sayıda küçük barınaklardan oluşması buranını sürekli nöbetçiler tarafından kullanma kısa süreli barınmanın daha çok savunma amaçlı olduğunu göstermektedir.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Kinzi Kalesi (Ardahan)

Ardahan, Türkiye

Ardahan il sınırları içerisinde bulunan Kinzi Kalesi, Kim tarafında ve ne zaman yapıldığı hakkında net bir bilgi yoktur. Fakat mimari yapısına bakıldığında Urartu Döneminde kalındığı tahmin edilmektedir. Yalnızçam Aşıtını ve Ardahan Ova’sına hakim bir noktada bulunur. Yaklaşık 2200 metre yükseklikte bulunan tepe üzerinde bulunur. Bu kale dış ve barınma olarak iki bölüm şeklinde bulunur. Günümüze kadar birçok kez onarım görülmüştür. Kale, Osmanlı ve Selçuklu zamanında aktif bir şekilde kullanılmıştır.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Gedelme Kalesi (Antalya)

Antalya, Türkiye

Gedelme Kalesi Bizans Ortaçağı kalesi olarak günümüze kadar gelmiştir. Kale, Jacobek tarafından M.S. 9. yy.’a tarihlenmiştir. Adı, “Tahıl Phrygmos’u, tahıl kurutma, tahıl koruma, hububat çukuru” anlamındadır. Burası sadece Gedelme için değil aynı zamanda bölge için bir depo-kale niteliğindedir. Kalenin surları dibinde, devasa görüntüsüyle görenleri büyüleyen Çınar ağacının da 2500 yıllık olduğu tahmin edilmektedir. Giriş Ücretsizdir. Yol Tarifi butonuna tıklayarak Kaleye ulaşabilirsiniz. Not: Antalya Kemer yolundan gedelme yaylasına doğru asfalt yolu takip edin asfalt yoldan sola doğru navigasyon sizi yönlendirecektir. Son görselimizde ki yolu gördüğünüzde sağa dönüp toprak yolu takip edebilirsiniz.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Delicenur Mağarası (8000 Yıllık) (Balıkesir)

Balıkesir, Türkiye

Delice köyüne varıldıktan sonra köy çıkışında 2 km yürüyüşten sonra sarp bir yamacın 200 metre aşağısında, girişi doğuya bakan mağaraya ulaşılır. Yüksekliği 9,15 metre ve derinliği 25 metre olan mağaranın girişinde defineciler tarafından dinamitle patlatılmış bölümler bulunmaktadır. Mağaranın güney duvarında kiremit kırmızısı renkle, dikdörtgen şeklinde hacimli olarak işlenmiş üç erkek figürü bulunmaktadır. Bunlardan biri merkezde kollarını iki yana açar şekilde vücut konturları sarı renkle gösterilmiştir. Bu figürün solunda bulunan iki erkek figürü de yine kollarını iki yana açar şekilde kırmızı renkli boyayla resmedilmişlerdir. Bu kompozisyonda olasılıkla merkezde tek olarak duran figürün tanrı veya din adamı, etrafında dans eden figürleri ise insan olarak açıklamak mümkündür. Sağda stilize biçimlendirilmiş bitkisel motif ise olayın doğada geçtiğini vurgulamaktadır.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

ALİNDA ANTİK KENTİ (Aydın)

Aydın, Türkiye

 Anadolu’nun en görkemli antik kentlerinden birisi de Alinda antik kentidir. Alinda Antik kentini tarih sahnesine çıkaran ve onu ünlü yapan Karia Kraliçesi Ada olmuştur. Kent yapılarında mermerin kullanılmadığı, granit taşların kullanıldığı gözlemlenmektedir. Bulunan mezarlarda süse pek rastlanmaz. Her türlü olumsuzluğa rağmen Alinda gezgin için bulunmaz güzellikte bir kenttir.Araştırmalarda Alinda kentinin tarih sahnesine çıkışının genellikle İ.Ö. 4. yy. olduğu söylense de kent hakkında bildiklerimiz İ.Ö. 14. yy'a kadar gitmektedir. Alinda, Hitit İmparatoru II. Mursilis (İ.Ö. 1350-1320) döneminde Sena Irmağı ülkesine bağlı bir kentti. II. Mursilis döneminde Alinda kentinin adının İalanti olduğu bilinmektedir. Bu bilgileri II. Mursilis'in anallerinden ve mısır yazıtlarından öğreniyoruz. Kentin yakın çağa ait bilgileri, öncekiler gibi azdır. İ.Ö. 340 yıllarında Halikarnasos'da olan Karia yönetimi iç kargaşalar yaşamaya başlamıştır. Bilindiği gibi anaerkil aile yapısına sahip olan Kanalılar aile içi evlilik yapıyorlardı. Dünyanın yedi harikasından biri olan Mausoleum'um sahibi Mausolos, karısı Artemisia, Piksodaros, Ada ve idriaus kardeştiler. Mausolos'un ölümüyle boşalan tahta, karısı Artemisia çıkmıştı. Artemisia'nın ölümünden sonra tahta kardeşi Ada'nın oturması gerekirken yönetimi Piksodaros ele geçirdi. Piksodaros bununla da yetinmedi ve gelecek zamanlarda tehlike oluşturacağını düşündüğü kardeşi Ada'yı Alinda kentine sürdü. İşte Alinda kentinin tarih sahnesine çıkışı böyle olmuştur. Bu nedenle Alinda kentinin tarihini Ada'dan önce ve Ada'dan sonra diye incelemek gerekir. Kraliçe Ada'nın Alinda'da sürgün hayatı yaşadığı dönemlerde Piksodaros, yönetimi, Persler'in atadığı satrap Orontobates ile paylaşıyordu. Piksordaros'un erken ölümüyle Orontobates yönetimde tek başına kaldı ama Ada'yı Alinda'dan geri çağırmadı.Makedonyalı Büyük İskender Persler'e savaş açıp Anadolu'ya girdiğinde Ada Alinda kentinde sürgündü. Büyük İskender geldi ve Alinda kentini kuşattı. Bir süre uğraştı ama kenti alamadı ve pes etmeye karar verdi. O an Ada için bir fırsat doğmuştu ve yaşlı kadın bunu düşündü. Tam bu sırada Ada, bu alınması olanaksız surlarla çevrili Alinda kentinin kapılarını İskender'e açtı ve Makedonyalıları içeriye alıp pazarlığa oturdu. Denilir ki Kraliçe Ada, Makedonya Kralı Büyük İskender'i oğlu gibi karşıladı ve onu manevi evlat edindi, İskender de alamadığı bu kentin kapılarını kendisine açan bu kadını bir ana gibi gördü. Kadın, Makedonyalı savaşçıya, aile içi kavgalardan, geçimsizliklerden ve sonuçlarından söz etti. Ardından da bir teklifte bulundu. "Alinda kentinin kapılarını askerlerine de açayım. Bunun karşılığında senden bir şey istiyorum; Karia'yı bana bırak." İskender bu teklifi kabul etti. Onun için bu çok da önemli bir durum değildi. O zaten Karia'da durmayacaktı. Onun amacı daha doğuya, Persler'in yaşadığı diğer kentlere gitmek ve Pers imparatorluğu'nu çökertmekti. Kraliçe Ada'nın bu teklifi ona da cazip geldi. Gittikten sonra arkasında bırakacağı az sayıda askerin güvenliği, iç kargaşaların ortaya çıkmaması için bu bir fırsat bile sayılabilirdi. Uygun buldu ve kabul etti.İskender güneye yürümeye devam etti ve Halikarnassos'a vardı. Kenti alması hiç de zor olmadı ve hemen ardından tüm Karia yönetimini Ada'ya bıraktı. Karliça Ada'nın, İskender’in bu iyiliği karşısında sessiz kalmadığı ve Alinda kentinin adını değiştirdiği, kente Alexandria-by-Latmos (Latmos İskenderiyesi) adını verdiği söylenir ama bu pek dayanağı olan bir iddia değildir. Kentin adı daha sonra yine tarih sahnesinden silinmiştir. Belli zamanlarda kentten söz eden yapıtlara rastlanmışsa da bunlar bölük pörçük yazıtlar ve anlatılardır. Alinda kentinde bulunan bir yazıtta, hükümdar Olympikhos'un emrinde olan iki asker hizmetlerinden dolayı onurlandırılmıştır. Onurlandırılan bu iki askerin Alinda'lı olduğu sanılmaktadır. Daha önceki zamanlarda da olduğu gibi Olympikhos'un Karia kralı olduğu dönemlerde de (bu tarihi kişiliğin İ.Ö. 227 ile İ.Ö. 210 yılları arasında bölgede söz sahibi olduğu söylenebilir) adı pek duyulmamıştır. Alinda kentinin, Makedonya Kralı Büyük İskender’in bölgeye gelişinden ve Ada'nın Karia yönetimini ele geçirmesinden sonra süratle Hellenleştiğini söyleyenler varsa da bu pek geçerli bir iddia değildir. Karia, batılı kazıbilim uzmanlarının ve tarihçilerin yazdığı gibi ne İskender'in bölgeye geldiği dönemde ne de daha sonraki dönemlerde sanıldığı gibi aşırı bir Hellenleşme söz konusu olmamıştır. Bazı kıyı kentlerinde (İasos, Halikarnassos, Myndos Yarımadası Kentleri, Kaunos, Latmos Herakleiası gibi) bunu belli bir düzeyde gözlemlemek olası belki ama iç Karia kentelerinde Hellenleşme hiç de sanıldığı kadar olmamıştır. Hatta Hellen kültürünün hiç giremediği, kalıntısına asla rastlanmayan birçok iç Karia kenti bulunduğunu biliyoruz. Sanatsal açıdan olsun, kültürel açıdan olsun Karia'nın Hellen Kültürünün kesin etkisi altında kaldığını söylemek haksızlıktan ve tarihi yanlıştan başka bir şey olmaz. Kaldı ki Kanalılar anaerkil bir aile yapısı içindeydiler. İonialılar olsun, Hellenler olsun, diğer ataerkil topluluklar olsun bölgeye gelmişler ve etkili olmuşlardır ama asla Karialılar'ı söylendiği gibi tam anlamıyla asimile edememişlerdir. İonialılar Myletos'a gelmişler ve kentte bulunan bütün erkekleri öldürerek yönetimi ele geçirmişlerdir. Kocalarını ve erkek kardeşlerini öldürdükleri kadınları kendilerine eş olarak alan İonialı erkeklere karşı Myletoslu kadınlar karar almışlar ve onlarla aynı sofrada oturup yemek yememişler, onların karşısında konuşmamışlar, bir şekilde koca olarak bile kabul etmemişlerdir. Alinda kentinin Ada sonrası süratle Hellenleştiğini yazanların bazı dayanakları yok değil elbette. 15 Nisan / 2 Ekim Yaz Ziyaret Açılış Saati:08:00 15 Nisan / 2 Ekim Yaz Ziyaret Kapanış Saati: 19:00 3 Ekim / 14 Nisan Kış Ziyaret Açılış Saati:08:30 3 Ekim / 14 Nisan Kış Ziyaret Kapanış Saati: 17:30  

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Afrodisias Antik Kenti (Aydın)

Aydın, Türkiye

Aydın ili, Karacasu ilçesi, Geyre Mahallesi sınırları içinde yer alan Aphrodisias Antik Kenti, Menderes (Meander) Irmağı’nın bir kolu olan Dandalaz (Morsynus) Çayı’nın oluşturduğu bereketli vadide, denizden yaklaşık 600 metre yükseklikte bir plato üzerinde yer almaktadır. Tarih boyunca, içinde bulunduğu nehir havzasının doğal özelliklerinden beslenen kentin Antik Dönem’deki en büyük zenginlik kaynağını ise kentin kuzeyinde, Babadağ eteklerinde yer alan mermer ocakları sağlamıştır. Yerleşim tarihi MÖ 5. bin yıl ortalarına kadar uzanan Aphrodisias, MÖ 6. yüzyılda küçük bir köy görünümünde iken, MÖ 2. yüzyılda Menderes Vadisi'ndeki yoğun şehirleşme döneminde kent devleti (polis) statüsü kazanmıştır. MÖ 1. yüzyılda Roma ile yakın ilişkilere sahip olan Aphrodisias, daha sonra Roma İmparatoru olarak Augustus unvanını alacak olan Octavian tarafından “Tüm Asya’dan kendime bu kenti seçtim.” sözleriyle koruma altına alınmış ve Roma Senatosu tarafından MÖ 39 yılında vergi muafiyeti ve özerklik gibi ayrıcalıklar tanındıktan sonra hızla gelişmeye başlamıştır. Aphrodisias’ın arkeolojik önemi, Geç Helenistik Dönem’den Roma ve Bizans dönemlerine kadar süren yoğun bir fikir ve değer alışverişini gözler önüne seren, büyük ölçüde mermerden inşa edilmiş yapıların ve bunlarla ilişkili kabartma ve yazıtların istisnai ölçüde iyi korunmuş olmasından gelmektedir. Aphrodisias, MS 1.-5. yüzyıllar arasında bütün Akdeniz dünyasında büyük üne kavuşan, başta Roma olmak üzere, İmparatorluğun dört bir yanında imzalarını taşıyan eserleri bulunan heykeltıraşlar yetiştirmiştir. Mermer ocaklarının kente eşine az rastlanır derecede yakın olması, Aphrodisias'ın mermer heykel sanatı için yüksek kaliteli bir üretim merkezi haline gelmesinin önemli bir nedenidir. Bu özelliği sayesinde Roma İmparatorluğu’nun Asya Eyaleti’nde, dönemin mermer sanatı ve mimarisinin tüm yönleriyle araştırılıp anlaşılmasını sağlayan kentlerden biri olmuştur. Kente adını veren ve kent kimliğinin gelişiminde önemli rol oynayan Aphrodite kutsal alanının ve kentteki özgün Aphrodite kültünün de Akdeniz Havzasında geniş bir alanı kültürel açıdan etkilediği bilinmektedir. Bu özellikleri nedeniyle, Aphrodisias Antik Kenti yaklaşık 2-3 km. kuzeydoğusunda bulunan antik mermer ocakları ile birlikte 2017 yılında Dünya Miras Listesi’ne kaydedilmiştir.Giriş ücreti:15 tl

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Alabanda (Aydın)

Aydın, Türkiye

Alabanda antik kenti Aydın İli, Çine İlçesi, Doğanyurt köyü sınırları içerisinde bulunmaktadır. Alabanda antik kentinin üzerinde bulunduğu Araphisar Doğanyurt köyü nün bir mahallesidir. Kent Çine Çayı’nın (Marsyas) 4 km. batısında Karadağ’ın uzantıları olan iki tepenin yamacına, kuzeyde Çine Ovası’na doğru yayılmıştır. Alabanda’nın yolu asfalt olup, antik kentin ortasından geçerek Alinda’ya ulaşmaktadır. Alabanda adı Karia dilinde Ala (at), banda (yarış) anlamına gelen kelimelerden türemiştir. Bizanslı tarihçi Stephanos, Kral Kar’ın oğlu Alabandos’un bir at yarışını kazanması nedeniyle kente Alabanda adının verildiğinden söz etmektedir. Çiçero ise Tanrılar Dünyası isimli eserinde kentin adını Kar tanrısı Alabandos’tan aldığını söyler. Daha sonra Büyük İskender’in Anadolu’ya gelişinde adından söz edilmeyen Alabanda hakkındaki ilk bilgileri M.Ö. 3. yy. sonlarında öğreniyoruz. Buna göre Seleukos Kralı kente Khrysor Antiokhia adını verir. Delphi’de bulunan bir yazıtta III. Antiokhos’un isteği üzerine Amphiktion Meclisi tarafından Alabanda’nın dokunulmazlığı konusunda karar alındığı ve bu karar gereğince, kentin Zeus Khrysaoeos ve Apollon İsotimos’a adandığı belirtilmiştir. Makedonya Kralı V. Philppos (M.Ö. 222-175) tarafından Alabanda kenti M.Ö. 190 yılındaki Magnesia savaşından önce tahrip edilir. Bu savaştan sonra Alabanda M.Ö. 188 yılında yapılan Apameia Barışı ile Lykia ve Karia’nın Rhodos III. Antiokhos III. Antiokhos egemenliğinde kalması sonucu doğal olarak onlarla aynı akibeti paylaşır. Ancak Rhodos kentte pek etkili olamaz, yalnızca Helios rahibi bulundurur. M.Ö. 167 yılındaki Mylasa Rhodos savaşında Alabanda özgür bir kent gibi davranarak Rhodos’karşı Mylasa yanında savaşır. Romalı tarihçi Luvius 170 yılında Alabandalıların Roma’ya elçilerle 23 kg. ağırlığında altın bir taç ve çok sayıda hediye gönderdiklerinden söz eder. Alabanda’nın ilk para basımı kentin Antiokheia Khrysaoreus olmasından kısa bir süre önce M.Ö. 3. yy.da başlamıştır. Zaman zaman para kesimi durdurulsa da Roma İmparatorluk döneminde de devam etmiştir. Paralar üzerinde uçan at (Pegasos) kabartmaları bulunmaktadır. Olasılıkla uçan at kentin kuruluş mitiyle ilgilidir. M.Ö. 70 yılında Roma’nın Anadolu’ya tamamen egemen olmasından sonra Alabanda III. Antiokhos 21. kent olarak Asya eyaletine katılır. M. Antonius tarafından M.Ö. 48 yılında Ephesos’un eyalet başkenti ilan edilmesi ile bölge başkenti olur ve Miletos, Piriene, Tralleis ve Nysa buraya bağlanır. Alabanda M.Ö. I ve M.Ö. II yy.larda Roma ile iyi ilşkiler içinde olmuştur. M.S. 22 yılında da Tiberius kente yeniden dokunulmazlık (asyle) hakkını vermiştir. Strabon; kentin oldukça zengin halkının eğlenceye düşkün ve kentte arp çalan pek çok kız olduğundan söz eder. Alabanda M.S. 4. yy.da Bizans hakimiyetine girmiş ve sonrasında Aphrodisias metropolitliğine bağlı piskoposluk merkezi olmuştur. XI. yy.da Türk egemenliği altındaki kent Haçlı seferleri ile yeniden el değiştirir. Ancak 1280’den beri Türklerindir. Alabanda da ilk defa 1905-1906 yıllarında Ethem Hamdi Bey tarafından kazılar yapılmıştır. Alabanda antik kentinin arkeoloji dünyasına ve turizme kazandırılması için 1999 yılından itibaren Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izinleri ile Aydın Müze Müdürlüğü başkanlığında kazılar yapılmaktadır.Giriş Ücreti:5 tl

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Barhal Manastırı (Artvin)

Artvin, Türkiye

Kilise bir dönem cami olarak kullanılmıştır. Bu nedenle, cephe yüzeylerinde bazı değişiklikler yapılmıştır.Yine, kuzey ve güneydeki kapılar moloz taş örgü ile kapatılmıştır. Orta nef çift pahlı, yan nefler ise tek pahlı çatı ile örtülmüştür. Orta nefin çatısı halen orijinalliğini muhafaza etmektedir. Ortadaki nef daha geniş ve yüksek, yanlardaki birbirine eşit ölçülerde ve yüksekliktedir. Orta nefin doğusunu yarım daire şeklinde apsis çevreler. Apsis içten yuvarlak bir kemerle dıştan ise, dışa taşıntı yapmadan cephe duvarlarıyla kuşatılmıştır. Dört adet kare nişle hareketlendirilmiştir. Apsis yarım kubbe ile örtülmüştür. Apsisin iki yanında, ikişer kattan oluşan ve düzenlemeleri birbiriyle aynı olan, doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlı pastoforion odaları bulunmaktadır. Orta nefin batı bölümünde, dikdörtgen planlı, iki katlı galeri yer almaktadır. Orta nef doğu-batı doğrultusunda beşik tonozla örtülüdür. Yapının iç kısmında, bazı değişiklikler ve eklemeler olmuştur. Mihrap nişi, ahşaptan minber, vaaz kürsüsü eklenmiştir. Kuzey nef ahşap döşeme ve desteklerle ikiye bölünerek mahfil katı elde edilmiştir. Diğer adı ile Parhali Manastırı, Türkiye'nin Artvin ilinin Yusufeli ilçesinde bulunan Gürcü manastırı. Manastır kompleksinden günümüze kilise yapısı ulaşmıştır. Parhali Türkçe'de Barhal biçiminde yerleşmiştir. Ulaşım Artvin'in Yusufeli ilçesinden yapılmaktadır.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Didyma Antik Kenti (Aydın)

Aydın, Türkiye

Antik İonia (İyonya) 12 kentten oluşmaktaydı. Bunlar Miletos, Priene, Melia, Myus, Ephesos, Kolophon, Lebedos, Teos Klazomenai, Phokaia, Khios ve Erythraidir. İonianın en önemli iki şehrinden biri olan Miletlilerin (diğeri Efes) tanrı Apollona adadığı Didim adını yunanca "ikiz kardeş" anlamına gelen "Didyma" kelimesinden almaktadır. Ephesosta Artemis Tapınağı, Didymada ise Artemisin ikiz kardeşi Apollonun tapınağı bulunmaktadır. Apollon paganist inanşta güneş, kehanet, müzik ve sanat tanrısıdır. Efsaneye göre tanrı Apollon, Didymada çoban Brankhosa rastlamış, ondan çok hoşlanmış ve ona biliciliğin (kehanetin) sırlarını vermişti. Brankhos ise karşısına çıkan defne ormanı ve su kaynağının bulunduğu yerde Apollon Tapınağını kurmuştu. Daha sonra Brankhosun soyundan gelenler "Brankitler" olarak anıldılar ve tapınağı yönettiler. Hatta Didime "Brankhidai" de denilmiştir. Daha sonra Miletoslular Didymada tanrı Apollon adına dev bir tapınak yaptılar. Bu tapınağa ulaşmak için bir de Kutsal Yol inşa ettiler. Devasa Apollon Tapınağı Didymayı antik çağı kehanet merkezi haline getirdi. Nisan-Mayıs ayı ortalarında Miletostan Didymadaki ayine katılmak için oluşan konvoy dini törenlerle ve ilahilerle, istasyon denilen noktalarda molalar vererek dört günde Didymaya ulaşıyordu. Didymaya girmeden önce tapınağın hemen yanındaki Artemis kutsal alanında bekliyorlardı. Kutsal Yol 24 km uzunluğunda ve 6 m genişliğindeydi. İki yanında Brankhos ve aslan heykelleriyle çevriliydi. 1858 yılında Newton adlı bir İngiliz bu heykellerin çoğunu British Museuma götürmüştür. Günümüzde Kutsal Yolun çok büyük bir kısmı toprak altındadır. Miletoslular mimariye büyük önem veriyorlardı ve Dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis tapınağına karşılık olarak Apollon Tapınağının ölçeklerini öyle büyük tuttular ki tapınağı tam olarak bitirebilmek ne Miletoslulara, ne Büyük İskendere ne de Romalılara nasip oldu. Apollon Tapınağı Artemision ve Sisamdaki Hera Tapınağıyla beraber Helenistik çağın en büyük üç tapınağından biridir. Tapınak 109x51 metre boyutlarındadır. Kült heykelin bulunduğu iç kısım olan naos ya da cella alanı ise 53x21 metre ebatlarındadır. Tapınak, 19,5 metre uzunluğunda 120 adet iyon düzeni sütunla çevriliydi. Bugün bunlardan sadece üç tanesi ayaktadır.Giriş Ücreti:5 tl

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Magnesia (Aydın)

Aydın, Türkiye

Magnesia antik kenti, Aydın İli, Germencik İlçesi, Ortaklar Bucağı’na bağlı Tekin Köyü sınırları içinde, Ortaklar-Söke karayolu üzerindedir. Kent efsaneye göre Thessalia’dan gelen Magnetler tarafından kurulmuştur. Apollon’un kehaneti ve yol göstermesi üzerine Anadolu’ya gelen Magnetlerin kurdukları ilk Magnesia’nın yeri bilinmemektedir. Diodor, Menderes Nehrinin sürekli yatak değiştirip taşması sonucu meydana gelen salgın hastalıklar ve Pers tehlikesine karşı Atinalı Thibron’un kenti M.Ö. 400-399 taşıdığını yazmaktadır. Büyük bir olasılıkla Thibron yeni bir kent olmaktan çok, Magnesia kenti sakinlerini bugünkü Magnesia’nın eteklerinde Thorax (Gümüş) Dağı’nın eteklerinde Leukophyr’e getirmiş ve orada korumuş olmalıdır. Yeni Magnesia çevresi surla çevrili, yaklaşık 1300x1100 m2 bir alanı kapsayan, ızgara planlı cadde ve sokak sistemine sahip bir kentti. Priene, Ephesos ve Tralleis üçgeni arasında ticari ve stratejik açıdan önemli bir konuma sahipti. Magnesia’nın zamanımızdaki ünü; tasarım ve uygulamalarıyla günümüze kadar ulaşmış olan mimar Hermogenes’ten kaynaklanmaktadır. Antik yazar, mimar Vitruvius’a göre Hermogenes, Pseudodipteros tapınak planını ve sütun aralıklarına göre tapınak tiplerini belirleyen ilk mimardır. Vitruvius ayrıca Hermogenes’in baş eserinin Magnesia’daki Leukophryne Tapınağı olduğunu da söylemektedir. Hermogenes bu tapınağı arkaik döneme ait ilk tapınağın yıkıntıları üzerine Hellenistik dönemde inşa etmiştir. Tapınak İon düzeninde 8x5 sütunlu olup 67,5x40 m. Boyutuyla Anadolu’nun Helenistik dönemdeki dördüncü büyük tapınağıdır. 1994-2001 yılları arasında Artemis kutsal alanında yürütülen kazı çalışmaları sonucunda tapınağın önündeki altar ile agora arasında mermer döşemeli tören alanı ortaya çıkartılmıştır. Tören alanı çevresi boyutları 3 m.ye ulaşan tanrı kabartmalarıyla kaplı olup, önünde kurban halkaları yer almaktadır. Törenlere katılacak dernek yada grupların duracakları yerleri belirten “Topos” yer yazıtları, alanın iki yanını sınırlayan döşeme blokları üzerinde yer almaktadır. Kutsal alanı çevreleyen stoadan bölümler ortaya çıkartılmıştır. Magnesia’nın diğer önemli yapılarından biri de bugün mil altında kalarak ortadan kaybolmuş olan agorasıdır. Agoraya, Artemis kutsal alanından kutsal bir kapıdan girilir. Propylon tümüyle ortaya çıkartılmıştır. Agora 26 000 m2‘lik boyutu ve 414 sütunu ile dönemin en büyük çarşıları arasında yer almaktaydı. Magnesia’da eski çalışmalarda Bizans dönemine ait olduğu düşünülen yapının, 1989-2001 yılarında yapılan kazı çalışmaları sonucu Homeros’un “Odyseia” adlı eserinden tanıdığımız köpek bacaklı Skylla’nın macerasını anlatan kabartmalarla betimlenmiş başlıkların kullanıldığı Roma dönemine ait “Çarşı Bazilikası” olduğu anlaşılmıştır. Dini amaçlı törenlerde kullanılmak üzere yapılmakta iken heyelan nedeniyle yarım kalmış bir yapı olan Theatron, 32 kişilik Latrina (genel tuvalet) ile birlikte Magnesia’nın önemli yapıları arasında yerini almıştır. Magnesia’da bugün kısmen görülebilen diğer yapılar arasında ise, Milet’teki Faustina Hamamının bir kopyası olan hamam, Odeon, Stadion, spor ağırlıklı bir eğitim merkezi olan Gymnasion, Roma tapınağı, Bizans suru ve 5. yy.a ait enine planlı Çerkez Musa Camii sayılabilir. 15 Nisan / 2 Ekim Yaz Ziyaret Açılış Saati: 09:00 15 Nisan / 2 Ekim Yaz Ziyaret Kapanış Saati: 19:00 3 Ekim / 14 Nisan Kış Ziyaret Açılış Saati: 08:30 3 Ekim / 14 Nisan Kış Ziyaret Kapanış Saati: 17:30

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Milet Antik Kenti (Aydın)

Aydın, Türkiye

MÖ 7 .ve 6. yüzyıllara damgasını vuran Miletli filozoflar evren ve insan ile ilgili sorulara bilimsel yanıtlar aramışlar, Mısır’dan ve Babil’den elde ettiği geometri ve matematik bilgilerini geliştirerek ciddi adımlar atmıştırlar. Antik dönemin yedi bilgesinden biri olan Miletli Thales, Miletos asıllıdır. (Diğerleri; Lindoslu Cleobulos, Atinalı Solon, Spartalı Chilon, Prieneli Bias, Korinthli Periander, Midillili Pittacus’tur.) İlk filozoflardandır ve bu nedenle felsefenin öncülerinden kabul edilir. Doğa bilimcisi, astronom ve matematikçi olan Miletli Thales, ikizkenar üçgenin taban açılarının eşit olduğunu bulmuş ve geometrideki Thales Teoremi‘nin isim babası olmuştur. Sonraki yıllarda Milet’ten çıkan önemli düşünürler de olmuştur. Anaksimandros, güneş saatinin mucidi ve ilk coğrafi haritayı yapan kişidir. MÖ 500’lü yıllarda yaşamış olan Anaksimenes, güneş saatini geliştirmiş, ay ışığını güneşten aldığını öne sürmüştür. Dünya ona göre dikdörtgen biçimdedir ve basınçlı hava üzerinde durmaktadır. Hekataios, Leukippos, Sokrates’in hocası Arkhelaos ve tarihçi Dionysios diğer ünlü filozoflardandır. Didim’deki Apollon Tapınağı‘nın ve Efes’teki Artemis Tapınağı’nı inşa eden mimar Daphnis ve ilk kent plancısı olarak bilinen, ızgara adı verilen plan tipini ilk olarak uygulayan kişi olan Hippadamos‘da Miletli ünlü kişilerdendir. MS 3. yüzyıldan sonra yavaş yavaş terkedilmiştir. Kaderi Priene Antik Kenti ile aynı olan şehrin boşaltılmasının asıl sebebi ise döneminde Maiandros adı verilen Büyük Menderes‘in taşıdığı alüvyonların, limanı bataklığa çevirmesi ve beraberinde getirdiği sıtma hastalıklarının artması olarak düşünülebilir. Büyük Menderes Ovası‘nı oluşturan alüvyonlar ile Milet’in limanı yok olmuş, deniz ticaretini gerçekleştirememeye başlamıştır. Milet’in doğusundaki Latmos Körfezi ise denizin dolmasıyla günümüzde Bafa Gölü olarak bildiğimiz göle dönüşmüştür.öke’ye 30 kilometre mesafede yer alan Balat Köyü’nün yakınlarındaki Milet’in kazıları ilk olarak 1899 yılında Wiegand tarafından başlatılmış ve bu kazılar 1938 yılına kadar devam etmiştir. Ana yol üzerinden yaklaşık 1 kilometre kadar içeride yer alan Milet’in kazılarını hala Alman bir ekip sürdürmekte.Milet Antik Kenti‘nin, günümüze kadar ulaşabilen 15.000 kişilik tiyatrosu ile birlikte MS 1. yüzyılda inşa edilmiş hamamlar, Delphinion, Agora, Ionik Stoa, Capito hamamları, gymnasium ve MS 2. yüzyılda inşa edilen bouleterion, güney agora ve faustina hamamları diğer yapılardandır. Ancak sadece kentin tiyatrosu iyi bir şekilde günümüze kadar gelebilmiş, diğer yerler yıkıntı halinde. Milet Müzesi Arkeoloji ile ilgileniyorsanız Milet Antik Kenti’nin yakınlarında bulunan Milet Müzesi‘ni de mutlaka ziyaret edin. 1973 yılında hizmete açılan müzede sadece Milet’ten değil Priene Antik Kenti ve Didim Apollon Tapınağı‘ndan getirilen bazı buluntular da sergileniyor.Müze içerisindeki alanlarda sikkeler, süs eşyaları, pişmiş toprak eşyaları, cam koku şişeleri,  Osmanlı dönemine kadar olan keramik eserler, cam eserler, kıymetli takılar ve müzenin karşısında yer alan İlyas Bey Camii’nden çıkarılan buluntuları görebilirsiniz. Müzenin bahçesinde ise yine çeşitli kentlerden getirilmiş sütun başlıkları, sunaklar, kitabeler, heykel ve lahitler görülebilir.Giriş Ücreti:12 tl Antik kentin açılış saati ise 08:30. Buna karşın yazın 19:00’da kapanan girişler, kışın 17:00’de kapanıyor.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Nysa Antik Kenti

Aydın, Türkiye

Nysa Antik Kenti Aydın İline 30 km uzaklıkta olan Sultanhisar ilçesinin kuzeyinde, Aydın Dağlarının güneye bakan yamacında, Tepecik deresinin çevresinde bulunur. Nysa Antik Kenti Tepecik deresinin oluşturduğu derin bir boğazın iki yakasına kurulmuş iki şehirden meydana gelir. İki şehir birbirine üç köprü ile bağlanır. Antik kentin altın çağlarını yaşadığı dönemde yaklaşık 40 bin kişinin  şehirde yaşadığı düşünülmektedir. Ünlü coğrafyacı ve gezgin Strabon'un burada eğitim aldığı bilinmektedir. Kentte bulunan Gymnasium ve Kütüphane parlak dönemlerinde kentin bir eğitim merkezi olduğunu göstermektedir.Nysa Antik kenti kütüphanesi MS 2. Yüzyılda yapılmıştır ve Efes Antik Kenti kütüphanesinden sonra Anadolu’da en iyi korunmuş kütüphanelerden biridir. Nysa Antik Kenti özellikle Roma döneminde mimari açıdan büyümüş ve çeşitli mimari eserler kazanmıştır.Nysa Antik kentinde MÖ 1. Yüzyılda yapıldığı düşünülen 12 bin kişilik antik tiyatro  bulunur. Tiyatronun sahne alanı yaklaşık 27 metre genişliktedir. Tiyatronun sahne yapısında çok iyi korunmuş durumda olan şarap tanrısı Dionysos(Bacchus) kabartıları bulunur.Ayrıca Antik Kentte 700 kişi kapasiteli “meclis binası” (Bouleuterion) bulunur. Meclis binası MS 1. Yüzyılda yapılmıştır. Nysa Antik Kenti Meclis Binası Kütüphane gibi antik kentin iyi korunmuş yapılarındandır. Nysa antik kenti stadyumu şehrin ortasından geçen akarsu üzerinde inşa edilmiş 30 bin kişi kapasiteli bir yapı ve zamanında burada gladyatör dövüşleri yapıldığı biliniyor.Nysa Antik Kentinde Bizans döneminden kalma sur kalıntıları, geç Roma dönemine ait eğitim döneminde eğitim alanı olarak kullanılan Gymnasium, 30 bin kişi kapasiteli bir stadyum, Roma köprüsü kalıntıları, Agora, Roma Hamamları ve Nekropol ve Nekropol içerisinde bulunan lahit mezarlar bulunmaktadır. Antik kentin kuruluşu ile ilgili farklı bilgiler bulunmaktadır. Antik dönem tarihçisi ‘Stephanus’ MÖ 3. yüzyılda Seleukos’un oğlu I. Antiokhos Soter tarafından eşi adına şehri kurdurduğunu belirtmiştir. Coğrafyacı ve gezgin Strabon’a göre ise, “Athymbros”, “Athymbrados” ve “Hydreleos” adında üç kardeşinin kurduğu üç köy ilerleyen yıllarda birleşerek Nysa antik kentini oluşturmuştur. 15 Nisan / 2 Ekim Yaz Ziyaret Açılış Saati:09:00 15 Nisan / 2 Ekim Yaz Ziyaret Kapanış Saati: 19:00 3 Ekim / 14 Nisan Kış Ziyaret Açılış Saati:08:30 3 Ekim / 14 Nisan Kış Ziyaret Kapanış Saati: 17:30

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Priene (Aydın)

Aydın, Türkiye

Priene, Samsun Dağı’nın güney yamacında, Söke ilçesinin 15 km güneybatısına kurulmuş önemli antik kentlerden biridir. 370 m. yükseklikte sarp bir kaya üzerine kurulması saldırılara karşı koymada avantaj sağlamıştır. Ayrıca yüksek bir yerde olması kentin farklı yönlerden de görülebilmesine imkan sağlamaktadır. Miletos gibi Ion Birliğinin bir üyesi olduğu kabul edilen Priene hakkındaki ilk bilgilere ise M.Ö. 7. yüzyıl ortalarında antik kaynaklarda rastlanmaktadır. Kentin en önemli yapıları arasında Demeter Tapınağı, Athena Tapınağı, tiyatro, agora, Zeus Tapınağı, bouleuterion, Yukarı Gymnasion, Aşağı Gymnasion, Mısır Tapınağı, Büyük İskender’in evi, Bizans klisesi, nekropol ve konut alanları sayılabilir. 5000 kişilik kapasiteye sahip tiyatro M.Ö. 350 yılında inşa edilmiştir. Tanrıça Athena için kentin en hakim yerine yapılan tapınağın önünde Athena’nın altın ve fildişinden yapılan heykeli yer almaktaydı. Tapınak sunağının günümüzde yalnız bir bölümü ayaktadır.Giriş Ücreti:6 tl 15 Nisan / 2 Ekim Yaz Ziyaret Açılış Saati: 08:30 15 Nisan / 2 Ekim Yaz Ziyaret Kapanış Saati: 19:00 3 Ekim / 14 Nisan Kış Ziyaret Açılış Saati: 08:30 3 Ekim / 14 Nisan Kış Ziyaret Kapanış Saati: 17:00

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Tralleis (Aydın)

Aydın, Türkiye

Tralleis antik kenti Aydın ilinin kuzeyinde, Kestane dağlarının hemen güney yamacındaki plato üzerinde yer almaktadır. İl merkezine 1 km. uzaklıkta olan kent, argoslular ve Tralleis’liler tarafından kurulmuştur. Menderes havzasının verimli toprakları üzerine kurlmuş olan bu kent M.Ö.334’te İskender tarafından alınmasından sonra Hellenistik krallıklar arasında sık sık el değiştirmiştir. Tralleis’te bu gün ayakta kalan tek yapı “Üç Gözler” olarak adlandırılan 2. asırda yapılmış olan, antik çağın eğitim, spor ve kültür açısından önde gelen yapılarından olan gymnasiuma ait kalıntıdır. Roma dönemine ait bir hamam, tiyatro, agora, stadium kentin diğer yapılarındandır. Devam eden kazılarla da kentin toprak altında kalmış kısımları ortaya çıkarılmaktadır. İlkçağda ürettiği deriler ve kırmızı renkli çanak çömlek ile ünlü olan kent, Apollonios ve Tauriskos isimli iki büyük yontu ustasını ve Ayasofya’ın mimarlarından Anthemios’u da yetiştirmiştir. Heykel sanatının dünyaca ünlü iki heykeli olan Farnese Boğazı ve Genç Atlet isimli heykeller de Tralleis’in gün yüzüne çıkan harikalarındandır. Antik kaynakların ve arkeolojik belgelerin Tralleis, bazen de Trallais olarak nitelendirdikleri kent, Aydın İlinin Mesogis (Kestane) dağlarının güney eteklerinde Trakyalılar ve Argoslular tarafından Dor göçleri sonrasında (M.Ö.13. yy.) kurulmuştur. Luwi kökenli Tralla sözcüğüne Helen dilinin …lılar halkı anlamına gelen –eis takısının eklenmesiyle türetilmiştir. Tralla kentinin halkı anlamındadır. Tralleis hakkında yazılmış Aphrodisias’lı Apollonios’un Peri Tralleon, (Tralleis üzerine) Mısırlı Kristodoros’un Patria Tralleon (Tralleislerin ülkesi) adlı antik yapıtlar vardır. Ne yazık ki ele geçmemişlerdir. Geçen yy.da bölgede araştırmalar yapan O.Rayet ve A. Thomas Tralleis tarihini araştırmışlardır. Her ne kadar Tralleis’in tarihi Kalkolitik çağa kadar uzansa da Heredotos ve Thukydides’in yapıtlarında adı hiç geçmemektedir. İlk kez Ksenophon tarafından yazılmış Anabasis ve Helenika’da adı geçen Tralleis, Geç Arkaik ve Erken Klasik dönemlerde önce Genç Kyros’a bağlı Pers Satraplığı denetiminde, sonra Perslere bağlı Karia Satraplığı yönetimindeydi. Tralleis M.Ö. 334 yılında Büyük İskender’in Anadolu’da Persler’e karşı yürüttüğü savaşta Magnesia ve Nysa ile birlikte direnmeden teslim oldu. Daha sonra Diadokhalar kavgaları sonrasında Tralleis uzun bir süre için Seleukoslar imparatorluğuna bağlandı. I. Antiokhos (280-261) Menderes nehri boyunca uzanan ana yolu güvence altına almak için Tralleis kentini yeniden kurdu. Seleukeia adını alan kent M.Ö. 4. yy.da Sparta ordularına karşı koyacak kadar güçlüydü. M.Ö. 3. yy.da sınırlı bir özerkliğe kavuşarak bronz sikkeler bastırdı. Tralleis M.Ö. 188’de yapılan Apameia Barışından sonra Roma denetimine girmiştir. Romalılar ve Bergamalılar arasında yapılan ikili anlaşmalarla Tralleis, Ephesos ve Telmesos gibi şehirler II.Eumenes (M.Ö. 197-160) yönetimindeki Roma krallığına hediye edildiler.Tralleis özellikle bu dönemde ekonomilerinin zirvede olduğunun göstergesi sayılan, iyi nitelikli ve değerli sayılan Cistophorlar basmışlardır. Kent M.Ö. 133 yılından itibaren resmen Roma İmparatorluğuna bağlanmıştır. Vitrivius ve Plinius, Seleukoslar sonrası dönemde Attaloslar için tuğladan yapılmış bir saraydan söz ederek, bu sarayın Zeus Larasios rahibinin evi olduğunu belirtirler Mesogis Dağları üzerinde, yeri henüz bulunmamış olan Zeus Larasios tapınağı Tralleis sikkeleri üzerinde de betimlenmiştir. Kentin ünlü yontucuları Apollonis ve Tauriskos bu dönemde yetişmiş ve önemli eserler bırakmışlardır. Roma İmparatorluğuna bağlandıktan sonra kültürel verimliliğini aynı hızla sürdüremeyen Tralleis, Pontus Kralı Mithradates’in savaşçı girişimlerine katılmış ve bunun cezasını beş yıl ağır vergi ödeyerek görmüştür. Yeniden Pompeius, Caesar ve M.Antonius zamanlarında gelişip parlayan Tralleis’in öneminin artışında Nysa kökenli yazar Pythodoros’un rolü olmuştur. M.Ö. 27-24 yılları arasında yaşanan büyük depremde zarar gören kent Augustus’un yardımlarıyla toparlanarak bu dönemden itibaren Caesarea adını almıştır. Cladius ve Caligula dönemlerinde Tralleis’te en güzel orijinal ve kopya yontu örnekleri verilmiştir. Bizans egemenliği altındayken önemli bir piskoposluk merkezi olan şehir 13. yy.da Selçukluların eline geçti Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde kent, antik çağdaki öneminden çok şeyler yitirmiştir. Bugün Tralleisten günümüze kalan tek yapı, M.Ö. 3. yy.a tarihlenen gymnasiona ait tonozlu kalıntıdır. Tralleis Antik Kenti, yaz dönemi 09:00 – 19:00 arası, kış dönemi ise 08:00 – 17:00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Çımağıl Mağarası (Bayburt)

Bayburt, Türkiye

İl merkezine yaklaşık 35 km mesafedeki mağara küçük su birikintileri, sarkıtları, dikitleri, mağara incileri, mağara çiçekleri, org desenli duvarlar, traverten basamakları ve doğal yapısı ile görülmeye değer güzelliktedir. Özellikle bu doğal oluşumların taşıdıkları renkler ile mağara ayrı bir güzellik ve değer kazanmaktadır.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Osmaneli Aya Yorgi Kilisesi (Bilecik)

Bilecik, Türkiye

Aya Yorgi Kilisesi ya da Ayios Yeoryios Kilisesi, Türkiye'nin Bilecik kentinin Osmaneli ilçesinde bulunan bir Rum Ortodoks kilisesi. Üç nefli, haç planlı ve kubbeli bir bazilika olan yapı 1874 yılında çıkan yangından sonra Lefke'yi imara gelen Macar mühendis tarafından 1876-1878 yıllarında inşa edilmiştir.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Amastris Antik Kenti (Bartın)

Bartın, Türkiye

Amastris yada Amartis, Paphlagonia Antik Kentleri grubunda, günümüzde Bartın ili, Amasra ilçesinde bulunan antik bir kenttir. Adını Kraliçe Amastris’ den alan ve M.Ö.3.yüzyıla kadar Sesamos adıyla anılan kentin ilk kurucusu, Roma Cumhuriyeti döneminin Yunan tarihçi, coğrafyacı ve filozof ( MÖ 64 – MS 24) Strabon’a göre, Amazonlar’dır. M.Ö. 12.yüzyılda Fenikeliler Sesamos’u Sayda kolonisi yapmışlar, M.Ö. 8.yüzyılda da kent, İon kolonisine katılmıştır. M.Ö. 580’de Lidyalılar, 547’de Persler kente egemen olmuş, Perslerin döneminde yapılan “Antalkidos Barışı” ile ilk kez otonom bir yapıya kavuşmuştur. M.S. 395’de Amastrist Doğu Roma sınırları içinde kalan Bizans’ın egemenliği altına girmiştir.Bizanslıların egemenliği döneminde yol şebekesi onarılmış, kale tahkimi yapılmıştır. Bu arada gemi yapımcılığı da geliştirilmiştir. Amastris Antik kentinden günümüze gelebilen kalıntılar Gymnasion kalıntısı, bugün Müzenin güneyinde kalan Bedesten kalıntısı ve Tiyatro  kalıntılarıdır. Antik Tiyatro, Amasra Müzesi  ile bedesten kalıntısı arasında, bugünkü mezarlığın yanındadır. Tiyatronun mağarasından günümüze herhangi bir kalıntı gelememiştir. Pek çok sayıda Ortaçağ kale surlarının yapımında kullanılan, çeşitli İlkçağ yapı kalıntıları bulunmaktadır. Bartın-Amasra yolunun doğu yanında ve az üstünde ise Kuşkayası denilen anıt bulunmaktadır. Kabartma anıtın sol yanında, İmparator Cladius’un (MS.41-54), başı günümüze kadar gelememiş bir kabartması bulunmaktadır. İmparatorun kabartması üzerinde ise bir yazıt bulunmaktadır. Amasra’ya en kolay karayolu ile ulaşabilirsiniz. Bartin‘dan Ankara, Istanbul, Izmir, Trabzon, Bursa ve Antalya‘ya her gün düzenli otobüs seferleri yapilmaktadir. Bartin ile Amasra arasinda ise her yarim saatte bir minibüs seferleri vardir.Bartın’a geldiğinizde yaklaşık 30 dk sonra Amasra’ya varmış oluyorsunuz. Eğer çok uzak şehirlerden gidecek olursanız en güzel rota Ankara’ya uçak ile gelip ordan karayolunu kullanmak olacaktır.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Amasra Kalesi (Bartın)

Bartın, Türkiye

Bizans dönemine ait olan Amasra Kalesi, özelikle Ceneviz döneminde değişikliklere uğramış ve 14–15 yüzyıllarda Ceneviz ve Osmanlı dönemlerinde de ciddi onarımlar görmüştür. Kale, iki ana kütleden oluşmaktadır. Birisi, o zaman ada olan ve “Kemere” denilen bir köprüyle Amasra’ya bağlanan Boztepe’deki Sormagir Kalesi, diğeri Amasra’daki Zindan Kalesi’dir. Kuzeydoğu ucunda Büyükliman Kapısı, batısında Küçükliman (Antik) Kapısı ve güneyinde Zindan Kapısı bulunmaktadır. Sormagir Kalesine, Kemere Köprü’ye bitişik “Karanlık yer” denilen tonozlu ana kapıdan girildikten sonra Antikliman ve Hacıdenizi yönlerinde iki tali kapıdan çıkılır. Amasra Kalesi’nin kuzeydoğu-güneydoğu arasındaki doğu surlarının uzunluğu 65 m, üzerinde 8 adet burç bulunan güney surlarının uzunluğu 300 m ve Kemere Köprü’den itibaren de büyük bölümü yıkılan kuzey surlarının uzunluğu 200 m kadardır. Sormagir Kalesi’nin Kuzey ve kuzeybatısı denize çok dik bir yar halinde indiğinden buraya sur yapılmamıştır. Doğu, kuzeydoğu ve batısını çevreleyen surlardan çoğu yıkılmış, kapıya bitişik batı surlarının 50 m’lik bir kısmı ayaktadır. Amasra Kaleleri, yer yer kule boşlukları, iç taksimatlar, belirli yerlere yerleştirilen Cenova armaları, eros, medusa, kartal, öküzbaşı gibi figürlerin yer aldığı taşlarla günümüzde bile bir orta çağ havası vermektedir. Küçük Liman’dan Boztepe’ye doğru yol alırken kemere köprüsüne varmadan yolun sağ tarafında yukarıya doğru uzanan yokuşlar ve  merdivenler göreceksiniz. Bu yolların her biri sizi kalenin içine götürür. Amasra Kalesinin içerisinde Cenevizlilerden kalma bir “küçük kilise”, kiliseden camiye çevrilme “Fatih Camisi” ve kale surlarının üzerinde bir çok figür halen belirgin bir şekilde durmaktadır. Burada gözünüze çarpacak  ilginç olaylardan biri de yerli halkın ayakkabıları değerlendirme şeklidir. Ayakkabılar saksılara dönüştürülmüş hatta çaydanlıklar, yoğurt kapları, tencereler ve daha fazlası… Kalenin dört bir köşesini de kullanarak Amasra’nın manzaralarını farklı perspektiflerden görebilirsiniz. Yukarıya tırmanarak yolun sonuna geldiğinizde Büyük Liman’ı göreceksiniz. Aşağıya dönüp yolu takip ederseniz kemere köprüsüne ulaşabilirsiniz. Depremler nedeniyle surlarda oluşan yarıkların arasından taş bir merdiven inmektedir burayı kullanarak Mendireğe inebilirsiniz.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Hasankeyf Kalesi (Batman)

Batman, Türkiye

Yekpare taştan yapılmış olan Hasanakeyf kalesi, Dicle nehri kıyısında ve nehirden 200 m. yüksekliğindedir. M.S.363 yılında bir Süryani piskoposluğunun merkezi olarak Bizanslılar tarafından yapılmıştır. Hıristiyanlığın bu bölgede yaygılaşmasından sonra, Kadıköy Konsülü tarafından M.S. 451 yılında alınan bir kararla Hasankeyf’teki Piskoposluğa Kardinal unvanı verilmiştir. Çok korunaklı ve ele geçirilmesi zor olan bu kale, Bizanslıların doğuda yaptıkları en sağlam kalesidir. Hasankeyf Kalesinin asıl adı “ Hısno Koyfa ” yani, Kaya Kalesidir. Yaklaşık 300 yıllık Bizans hakimiyeti döneminde dini bir işlev gören Hasankeyf Kalesi, İslamiyetin inkişafından sonra, sırasıyla Abbasiler, Mervaniler ve Hamdanilerin egemenliğinden sonra 638 yılında Halit Bin Velid’in komutanı İyaz Bin Ganem tarafından fethedilmiştir. 1071 Malazgirt Meydan Muharebesinden sonra Selçukluların Anadolu’ya girmesiyle birlikte bu bölgede hakimiyet kuran Artuk Oğulları Beyliği sınırları içinde kalan Hasankeyf Kalesi, Artuk Oğulları tarafından imar edilerek iskana açılmış ve 1101-1231 yılları arasında Artuk oğulları beyliğine başkent yapılmıştır. Hasankeyf, 1260 yılında Moğollar tarafından istila edilince, halk şehri terk ederek çok muhkem olan kaleye ve yamaçlardaki mağaralara sığınarak Hülagu’nun zulmünden kısmen de olsa kurtulmayı başarmıştır. Hasankeyf kalesinin iki kapısı vardır. Doğudaki kapıya İmam Abdullah Kapısı, Batıdaki kapıya da Sır Kapısı denilmektedir. Kaleye basamaklı merdivenler şeklinde olan bu yollardan çıkılır. Kale duvarlarında birçok kitabe yer almaktadır. Kaleye su taşımak için Dicle nehrine inen biri açık diğeri gizli iki takviye yol yapılmıştır. 200’er basamaklı olan bu merdivenli yollar halen sağlam durmaktadır. Giriş ücreti bulunmamaktadır. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın belirlediği, Müze ve Örenyerlerine girişlerde uygulanacak usul ve esaslar hakkında yönergenin 10.Maddesine göre; Müze ve örenyerleri dini bayramların birinci günü saat 13:00’e kadar kapalıdır.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Bitlis Kalesi (Bitlis)

Bitlis, Türkiye

Şehrin adının aldığı Büyük İskender’in komutanlarından Badlis tarafından yaptırılmıştır. (MÖ.312). Bitlis suyunun kollarından iki derenin birleştiği yerde, yalçın bir kaya bloğu üzerindedir. Doğudan batıya doğru uzanmış müstahkem bir mevkidir. Çevresi 2800 m. (4000 adım) olan kale, 56 m. yüksekliğinde ve 7 m. genişliğinde olup, üstünde muhteşem bir han sarayı ile 300 ev, 1 han, 1 cami ve 1 minaresinin bulunduğu, yine surları pek sağlam olmayan kalenin kuzey tarafında aşağıya nehre bakan üç kat demir kapısı bulunan bir çarşı, bir bedesten ve bir kaç yüz evin bulunduğu kaydedilmektedir. Çepeçevre 670 mazgalla tahkim edilmiştir. Bu açık mazgalların altında birer de kapalı mazgal delikleri vardır. Kaleye çıkılması zor ve sarp bir tepe üzerinde yapıldığından, çevresinde savunma hendeği yoktur. Kalede gözetleme kulelerinin, erzak ve cephane dolu mağaraların bulunduğu kaynaklarda belirtilmektedir. Günümüzde sadece kale mevcut olup zaman zaman yapılan onarımlarla Muhteşem görünüşünü kaybetmemiştir. Kaleden ayrı olarak, Dideban tepesi üzerinde birde kule vardı. Bitlis’in dağlık mahallelerine hakim bir konumda bulunan bu kulenin sadece kalıntıları bulunmaktadır. Evvelce buranın, kaleye işaret veren bir gözetleme yeri olduğu tahmin edilmektedir.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

İnsuyu Mağarası (Burdur)

Burdur, Türkiye

İnsuyu Mağarası, Burdur il merkezine göre güneydoğuda 10 km uzaklıkta bulunmaktadır. Çatağıl Köyü sınırları içerisindedir. Uzunluğu 597 metre ve en geniş yeri 80 metre civarındadır. Birbirine bağlı 9 boşluktan oluşur. Boşluk yanaklarında birikmiş sular gölcükler oluşturmuştur. İnsuyu Mağarasında; karstik yapının zamanla erimesi ve aşınması sonucu, mağara içinde sarkıt ve dikitler meydana gelmiştir. Ayrıca girintili çıkıntılı çeşitli yönlere açılan dehlizler bulunmaktadır. Mağaranın suyu karbonatlı maden suyudur. Kültür Bakanlığı'na bağlı olmayıp valiliğe bağlı olduğu için müze kart geçmemektedir. Giriş Ücretleri: Sivil: 5 TL. — Öğrenci: 3 TL Yol Tarifi: İnsuyu Mağarası, Burdur-Antalya karayolunun 13.kilometresinde bulunan yol ayrımına 900 metre uzaklıktaki Mandıra Köyündedir. Adres: İnsuyu Yolu, 15000 Çatağıl Köyü – Merkez / Burdur   --> Yol tarifini harita üzerinden de işaretlemiş olduğumuz konumdan alabilirsiniz.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Kibyra Antik Kenti (Burdur)

Burdur, Türkiye

Kibyra Antik Kenti, Burdur Gölhisar ilçesinin Horzum mahallesinde birbirinden derin yarlarla ayrılan hâkim üç tepelik üzerinde yer almaktadır. Kentin yerleşim alanı oldukça büyüktür. Yapılar, simetrik düzenlenmiş, tepelik teraslanarak göl ve ova manzarasına hâkim konumda ve hiçbir yapı bir diğerinin manzarasını kesmeyecek biçimde yerleştirilmiştir. Şehre girerken solda muhteşem bir anıtsal kapı ile Antik Çağ Anadolu’sunun 12-13 bin kişi kapasitesi ile en görkemli stadyumu bulunmaktadır. İlerledikçe bazilika, yukarı ve aşağı agora, hamam, gymnasion, tiyatro ve meclis binası ile planlı anıt mezar, hamam, yuvarlak kuleli tak ve su yolları görülmektedir. Meclis binası/ müzik evi 3600 kişi kapasitesiyle Antik Çağ Anadolu’sunun en görkemli eserlerindendir. Meclis binası/ orkestranın tam merkezinde bulunan kırmızı, yeşil ve beyaz mermerden yapılmış, yılanlardan oluşan saçları ve insanları taşa çeviren bakışlarıyla Medusa mozaiği Anadolu’da tektir. 2011 yılında meclis binası önünde, Anadolu’nun en sağlam ve en büyük mozaik alanı olma özelliği taşıyan, 540 m² alanı kaplayan mozaik ortaya çıkarılmıştır. Yine meclis binası önünde, Geç Roma Dönemi’ne ait (MS 6-7 yy.) Roma hamamı ve seramik atölyesi bulunmuştur. Kentin bugün görülebilen tüm mimari kalıntıları Roma İmparatorluk Dönemi’ne aittir. Yapılan arkeolojik çalışmalar neticesinde M.Ö 1'inci yüzyıldan itibaren stadyumunda gladyatör dövüşlerinin yapıldığı anlaşılmış. Kazı çalışmaları sonrasında ortaya çıkarılan frizlerde çok sayıda gladyatör frizleri bulunmaktadır. Hatta kentin nekropol bölgesinden stadyuma doğru gidilen anıtsal yol istikametinde çok sayıda gladyatör mezarının bulunduğu anlaşılmakta. Antik şehre girerken sol tarafta bulunan stadyum, 'U' formundaki yaklaşık 200 metreye varan pist uzunluğu ve yaklaşık 12 bin kişilik kapasiteyle Anadolu’nun en ihtişamlı beş stadyumundan birisi olarak kabul ediliyor.  Roma İmparatorluğu döneminden önce çeşitli sportif faaliyetler amacıyla tercih edilen stadyum, daha sonra gladyatörlerin dövüşlerinin sergilenmesi için de kullanılmış. Nasıl Gidilir;  Antalya üzerinden Çavdır - Denizli yol güzergahını takip ederek Gölhisar'a gelerek buradan da Kibyra antik kentine rahatça ulaşabilirsiniz. Ankara tarafından ise Afyonkarahisar - Burdur karayolundan  Gölhisar-Fethiye istikametini takip ederek Gölhisar’a ulaşmak mümkün. İzmir - Aydın - Denizli güzergahından ise Acıpayam-Gölhisar hattını takip ederek Kibyra Antik Kenti'ne varabilirsiniz. Giriş Ücreti: ÜCRETSİZ - FREE T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın belirlediği, Müze ve Örenyerlerine girişlerde uygulanacak usul ve esaslar hakkında yönergenin 10.Maddesine göre; Müze ve örenyerleri dini bayramların birinci günü saat 13:00’e kadar kapalıdır. Bir yıl boyunca Müzekart+ ile ise sınırsız ziyaret edebilirsiniz.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Milias (Milyos) Antik Kenti (Burdur)

Burdur, Türkiye

Burdur ili, Bucak ilçesi, Kocaaliler nahiyesi sınırları içindedir. Burdur'a 42 km. olan Bucak ilçesinin 30 km. güneydoğusundaki Kocaaliler (Melli) nahiyesinin 5 km. güneydoğusundadır. Kocaaliler nahiyesi ile mahallesi olan Gökalan arasında Aksu vadisini gözetleyen doğal bir tepe üzerindedir. Tescilli Kremna Örenyerinin 30 km. kadar kuşuçumu, güneyindedir. Örenyeri, kayalık ve makilerle kaplıdır. Doğal tepenin batısı güneyi ve doğusu sarp çıkışı zor kayalıklarla çevrilidir. Yer yer sarp kayalıklar arası kalın sur duvarları ile çevrili imiş, şehrin nekropolü sur dışında ve kuzeyindedir. Örenyerinde mesken ve yapıların çoğu ana kayalar kesilerek yarıya kayadan yararlanılarak yapılmışlardır. Küçük kısmen ana kaya üzerine oturtulmuş tiyatrosu bölgede tektir. Mezar anıtları yerle bir edilerek duvar dipleri kazılmıştır yapıların durumu i.ö.5-4 yy'la kadar tarihinin indiğini göstermektedir. Toroslar üzerinde yer alan antik kent, Helenistik ve Roma dönemlerinde yerleşim görmüştür. Gezilip görülmeye değer tarihi yapıları bünyesinde barındıran bir açık hava müzesidir. Özellikle kesik taşlarla yapılan evleri ve  Küçük ve ana kayaya oturtulmuş tiyatrosu görülmeye değerdir. Buraya ulaşmak için Burdur-Bucak-Kocaaliler güzergahını takip ederek ulaşım sağlayabilirsiniz ya da Bucak ilçesine gelip burada Kocaaliler kasabasına giden dolmuşlarla ulaşım sağlayabilirsiniz. Ayrıca; harita üzerinden işaretlediğimiz konumdan yol tarifi alabilirsiniz. Kamp için uygun bölgeler mevcut ise de güvenlik tedbirleri almakta fayda vardır. Sadece yerleşim yerlerinde su kaynakları ve çeşmeler mevcuttur.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Sakaeli Kaya Mezarları

Çankırı, Türkiye

Sakaeli köyü çok eski bir yerleşim yeri olup adeta mağaralar köyü gibidir. Hemen hemen her mağara vaktiyle yaşayanların evi olarak kullanılmıştır. Yırtıcı-tehlikeli hayvanlardan korunmak için mağaralar yüksek kayalara inşa edilmiştir. Kızılırmağı besleyen en güçlü kol olan Devrez çayı ise köye güzellik katıp bilinenlerce tüm komşu köyden ve Ankaradan piknik yapmaya balık tutmaya gelenlerce özellikle hafta sonları çok ziyaret edilmektedir. Ayrıca kayaları yarıp tepe üstünde şehit olan saki Sakababa türbesiylede çok ziyaretçi almaktadır. Çankırı ili Orta İlçe merkezine 7, İl merkezine 72 km uzaklıkta bulunan köyün sırtını yasladığı tepenin güneyde dik inen yamaçlarında yer alan kaya mezarları, Roma ve Bizans Dönemlerine aittir. Devrez Çayının akıntısı istikametinde köye 3 km. mesafedeki Gelin Kayası mevkiinde peri bacası oluşumları ve aralarındaki kaya mezarları ile Gavur Kalesi olarak isimlendirilen kale kalıntısı da ilginç görüntüler oluşturmaktadır. Sakaeli köyü mesire alanları dışında kamping ve trekking yapmaya da oldukça elverişlidir.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Alacahöyük

Çorum, Türkiye

Alacahöyük, Çorum’un 45 km. güneyinde, Alaca İlçesi’nin 17 km. kuzeybatısında yer almakta olup, Boğazköy’e 34, Ankara’ya ise 210 km. uzaklıktaki Alacahöyük Köyü yerleşim alanı içerisindedir. Alacahöyük Müzesi'nde Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit ve Frig dönemlerine ait eserler sergilenir. Yapıdaki en önemli parçalar, Eski Tunç Çağı'na ait 13 kral mezarı buluntusudur. Müzede ayrıca yöreye ait halı ve kilimler, ahşap tarım aletleri, dokuma tezgâhı ile Osmanlı Dönemine ait delici, kesici ve ateşli silahlar gibi etnografik eserler yer alır. Alacahöyük, Tunç Çağı ve Hitit döneminin önemli bir dinsel tören ve sanat merkezidir. Ören Yerinde görülebilecek olan kalker temel üzerine andezit bloklarla inşa edilmiş olan sfenksli kapının genişliği 10 metredir. Büyük mabede bağlanan yol üzerindeki bu anıtsal kapı Ören Yerinin en ilgi çeken yapısıdır.Giriş Ücreti:6 TL

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Boğazkale Müzesi

Çorum, Türkiye

Çorum Müzesi Müdürlüğü’ne bağlı olarak hizmet veren Boğazköy Müzesi Çorum’un 82 km. güneybatısındaki Boğazkale İlçe merkezinde yer Boğazköy Müzesi, Çorum’un güneybatısındaki Boğazkale ilçe merkezinde yer almaktadır. 12 Eylül 1966 yılında açılan müze, 2011 yılında yeniden düzenlenmiştir. Müzede, Hitit başkenti Hattuşa kazılarında açığa çıkartılan eserler sergilenmektedir. Boğazkale Müzesinin teşhir salonlarında tematik ve kronolojik sergileme yapılmıştır. Zemin kat birinci salonda Kalkolitik, Eski Tunç Çağı ve Asur Ticaret Kolonileri Çağı eserleri ile başlayan teşhir düzeni kronolojik olarak Frig, Galat, Roma Dönemi ile devam etmekte ve Doğu Roma dönemi ile son bulmaktadır. Hattuşa Antik Kenti içerisinde bulunan Sfenksli Kapıdaki iki Sfenks yangından çok hasar gördükleri için 1907´de restore edilmek üzere Berlin’e götürülmüşlerdir. Restorasyonlarının ardından sfenkslerden biri 1924 yılında İstanbul Arkeoloji Müzelerine geri verilmiş, diğeri ise 2011 yılına kadar Berlin Müzelerinde muhafaza edilmiştir. Her iki sfenks de 26 Kasım 2011 tarihinden itibaren Boğazköy Müzesinde sergilenmektedir. Sfenkslerin bulunduğu kapı ile geçilen Hitit salonunda Hititlerin devlet ve toplumsal yapısı zengin görsellere sahip panolar ve eserlerle anlatılmaktadır. Hitit döneminden bir taş ustası bu alanda canlandırma ile tasvir edilmiştir. Hitit salonunun üst katında Hititlerin dini ve askeri yapısı, yazı sistemi, kazılardan çıkan malzeme, pano bilgileri ve görsellerle anlatılmaktadır. Burada Hattuşa örenyeri ve Büyük Mabedin maketi de yer almaktadır. Müze bahçesinde ise Hitit dönemine ait sfenks, hiyeroglif yazıtlı kitabeler ile Roma ve Doğu Roma dönemlerine ait mil taşları ve mezar taşları sergilenmektedir.Çorum T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın belirlediği, Müze ve Örenyerlerine girişlerde uygulanacak usul ve esaslar hakkında yönergenin 10.Maddesine göre;Müze ve örenyerleri dini bayramların birinci günü saat 13:00’e kadar kapalıdır.Giriş Ücreti:6 TL

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

İskilip Kalesi

Çorum, Türkiye

İlçe merkezinde bulunan ve Osmanlı Dönemine tarihlenen kalenin üç yanı sarp kayalık olup, sadece kuzeybatıdan çıkış mümkündür. Kalenin inşa edildiği sarp kayalığın eteklerinde Roma Devrine ait kaya mezarları bulunmaktadır. İlçe Merkezinde Kızılırmak’ın kuzey kenarındaki tabii kayalığın üzerine inşa edilmiştir.  Selçuklu Dönemine tarihlenen kale içinde ikinci bir kapı daha bulunmaktadır. Kale, İstanbul’dan Amasya’ya uzanan ticaret yolu üzerindedir. Kalenin güneyinde Roma Dönemi kaya mezarları yer almaktadır. Kalenin inşa edildiği sarp kayalığın eteklerinde Roma Devrine ait kaya mezarları bulunmaktadır. 

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Laçin Kapılıkaya Kaya Mezarı

Çorum, Türkiye

Çorum Osmancık karayolu üzerinde Çorum’un yaklaşık 27 km kuzeyinde, Laçin ilçesi Kırkdilim mevkiinde oldukça sarp, kayalık derin vadilerin oluşturduğu engebeli arazi üzerinde, kuzeye doğru uzanan bir kaya kütlesinin kuzey-bati köşesinde yer almaktadır. Kapılıkaya bir Helenistik Dönem kaya mezarı olup M.Ö. 2.yüzyıla tarihlenmektedir. Mezar odasının kapısı üzerinde “İKEZİOS” yazısı ve aşı boyasıyla renklenen bir haç motifi göze çarpmaktadır. Mezar odası kare planlı olup girişin sağ ve solunda niş şeklinde oyulmuş ölü şekilleri vardır. Nasıl Gidilir: Çorum-Osmancık karayolunun 27. Km'sinde laçin ilçesine bağlı Kırkdilim mevkiindedir. Yoldan geçenler için araç parkı ve seyir terası mevcuttur.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Susuz Şelalesi

Çorum, Türkiye

’Gümgüm’ olarak da bilinen Susuz Şelale kayaların arasından, suyun oluşturduğu büyükçe bir mağaranın içine dökülüyor. Kayalıkların içine gizlenmiş şelale doğal yapısıyla görenleri hayran bırakıyor. Gözlerden uzak kalmayı başaran doğa harikası şelale, güzelliğiyle büyülüyor. Sadece kış ve bahar aylarında suyu olan ancak her mevsim ilgi çeken bir yer olan Susuz Şelale, kar ve yağmur sularıyla beslenirken, yaz mevsiminde suları kesiliyor.Şelalenin suyu aktığı zaman mağaraya girmek için iki metre genişliğinde 10 metre uzunluğunda suyun da içinden akıp dışarı çıktığı bir kayadan geçmeniz gerekiyor. Su şelaleden akarken etrafa savruluyor ve mağaranın içinde sürekli yağmur yağıyormuş gibi verdiği his insanı cezbediyor. Su almayan ayakkabılar ve yağmurluk yoksa şelaleye doğa severlerin birkaç dakika içinde sırılsıklam ıslanmayı göze alarak içeri girmesi gerekiyor. Şelale oluşturduğu su sesiyle insana ayrı bir haz veriyor.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Pamukkale Travertenleri

Denizli, Türkiye

Traverten çok yönlü, çeşitli nedenlere ve ortamlara bağlı, kimyasal reaksiyon sonucu çökelme ile oluşan bir kayadır. Pamukkale termal kaynağını meydana getiren jeolojik olaylar geniş bir bölgeyi etkilemiştir. Bu bölgede sıcaklıkları 35-100 C arasında değişen 17 sıcak su alanı bulunmaktadır. Pamukkale termal kaynağı, bölgesel potansiyel içindeki bir ünitedir. Kaynak, antik dönemlerden beri kullanılmaktadır. Termal su kaynaktan çıktıktan sonra, 320 m uzunluğunda bir kanal ile traverten başına gelmekte ve buradan, 60-70 m.lik kısmi çökelmenin olduğu traverten katlarına dökülmekte ve ortalama 240-300 m. yol kat etmektedir. Kaynaktan çıkan 35.6 0C sıcaklığında, içinde yüksek miktarda Kalsiyum Hidrokarbonat bulunan suyun havadaki oksijen ile olan teması sırasında Karbondioksit ve Karbon monoksit uçarak kalsiyum karbonat çökelmekte ve traverten oluşumuna sebep olmaktadır. Çökelti ilk etapta jel halindedir. Reaksiyon kimyasal olarak; Ca(HCO3)+O2 CaCO+CO2+CO+H2O şeklindedir. Kat kat havuzcuklarında ve kat kat seddelerinde, çökelmekte olan kalsiyum karbonat, başlangıçta yumuşak bir jel halindedir.Zaman içinde sertleşmekte ve traverten olmaktadır. Ancak ziyaretçiler tarafından katlar üzerinde gezilmesi ve oynanması, henüz yumuşacık haldeki kalsiyum karbonatların ezilmesine, dağılmasına neden olmaktadır. Travertenlere termal su kontrollü olarak belirli bir program dahilinde verilmektedir. Fazla miktarda ve uzun süre aynı yere akıtılan su yosunlaşmaya ve dolayısıyla travertenlerde hoş olmayan kirliliğe sebep olmaktadır. Beyazlığın oluşumunda, hava şartları, ısı kaybı, akışın yayılımı ve süresi etkilidir. Çökelme, termal sudaki karbondioksitin havadaki karbondioksit dengeye gelinceye kadar devam etmektedir. Pamukkale Travertenleri’nde dikkat edilmesi gerekenler Önceden bölgeye yapılan oteller Pamukkale Travertenleri’nin çok yakınına inşa edilmiş. Aynı zamanda gelen turistler ise daha jel halinde olan Kalsiyum Karbonat  çökelip sertleşmeden üzerinde dolaştığı için bu kar beyaz travertenler birikememeye başlamış. UNESCO Dünya Mirası Listesinde olan tüm yerlerin düzgün bir şekilde korunması gerekiyor. Eğer korunmazsa UNESCO bu unvanı geri alıyor. Bu unvanın alınması da o yerin turizm açısından olumsuz etkilenmesine neden oluyor.Pamukkale Travertenleri’nin korunması için çeşitli önemler alınmış. Alana özel araçlar ile ulaşım yapamıyorsunuz. Uzağa park edip Belediyenin koymuş olduğu toplu taşıma araçları ile bölgeye ulaşım yapılabiliyor. Çevrede bulunan oteller de travertenlerin uzağına taşınmış. Ayrıca gelen turistler artık travertenlerin her yerinde gezinemiyorlar. Bunun yerine turistler için ayrılmış yerler ziyaret edilebiliyor. Turistler için açık olan teraslarda suya girilip yüzülebiliyor. Ayrıca ayakkabı ile girmek yasak. Bunun içinde yanınızda ayakkabılarınızı koyabileceğiniz bir poşet getirmenizi öneririz. Çoğu turist yanına travertenlerden hatıra olsun diye parça koparıp almaya çalışıyormuş. Yılların oluşumunu oradan koparıp almak doğaya verilen en büyük zararlar arasında. Ayrıca koparılan o parça yerinde durduğu gibi bembeyaz kalmıyor. Zamanla kararmaya başlıyormuş. Pamukkale’ye ne zaman gidilmeli? Pamukkale’de gezilecek çok fazla açık alan olduğu için yaz aylarını tercih etmeniz daha iyi olabilir. Ayrıca travertenleri ziyaret saatleri yaz ve kış aylarında değişim gösteriyor. Kış ayı 3 Ekim – 14 Nisan zamanını kapsıyor. Bu aylar arasında gelirseniz 08.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz. Yaz ayı ise 15 Nisan – 2 Ekim tarihlerini kapsıyor. Bu dönemlerde ise açılışı saat 08:00’de yapıyorlar. Akşam kapanışı ise kış ayına göre daha geç oluyor. Kapanış saat 21:00’a kadar Pamukkale Travertenleri yaz ayında açık oluyor. Antik Kleopatra havuzunun giriş ücreti 50 TL’dir. 0-6 yaş ücretsiz, 6-12 yaş 13 TL olarak ücretlendirilmektedir.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Laodikeia Antik Kenti

Denizli, Türkiye

Laodikeia Antik Kenti, Denizli İli’nin 6 km. kuzeyinde yer almaktadır. Helenistik kent, M.Ö. 3. yy.’ın ortalarında Seleukos Kralı II. Antiokhos tarafından karısı Laodike adına kurulmuştur. M.Ö. 130/129 yılında ise bölge tamamen Roma’ya (önce Cumhuriyet, sonra İmparatorluk) bağlanmıştır. Hıristiyanlığın ilk 7 kilisesinden birine sahip olan kent, Erken Bizans Dönemi’nde metropollük seviyesinde dini bir merkez haline gelmiştir. Laodikeia’da yapılan kazı çalışmaları, Erken Kalkolitik Dönem (Bakır Çağı, M.Ö. 5500’den M.S. 7. yy.’a kadar kesintisiz yerleşimlerin varlığını ortaya koymuştur. Laodikeia, önemli arkeolojik kalıntılara sahiptir. Yaklaşık 5 kilometrekarelik alana yayılan Laodikeia’nın önemli ve günümüze kadar gelebilen yapıları içinde; Anadolu’nun en büyük stadyumu (ölçüleri 285x70 m.), 2 tiyatrosu, 4 hamam kompleksi, 5 agorası, 5 nymphaeumu, 2 anıtsal giriş kapısı, Bouleuterionu, tapınakları, Peristylli evleri, Latrina, kiliseleri ve anıtsal caddeleri sayılabilir. Kentin dört tarafını ise nekropol alanları çevirir. Laodikeia, Hıristiyanlık dünyası için çok önemlidir. Çünkü kent M.S. 4. yy.’dan itibaren Kutsal Hac Merkezi olma gibi dinsel bir özelliğe sahip olmuştur. Bu nedenle İncil’de adı geçen ve Laodikeia Kilisesi adına vahiy gönderilen bir kentte Laodikeia Kilisesi’nin ortaya çıkarılması, bu kutsallığı bir kat daha artırmaktadır. Kilise, Büyük Constantinus zamanında (M.S. 306-337), Hıristiyanlığın M.S. 313 yılında Milano Fermanı ile serbest olmasıyla birlikte yapılmıştır. Bu yönüyle Hıristiyanlık dünyasının en eski ve en önemli kutsal yapılarından biri olma özelliğini korumaktadır ve bu nedenle yapı bir hac kilisesidir.Giriş Ücreti:15 TL

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Sultanhan

Aksaray, Türkiye

Konya-Aksaray yolu üzerinde Aksaray’ın 42 km. güneybatısında bulunan Sultanhanı’nı I.Alaaddin Keykubat 1229’da yaptırmış, bir yangın sonrasında da Selçuklu sultanı III.Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında mütevelli Seraceddin Bin Ahmet Bin El Hasan tarafından 1278 yılında onarılmış ve genişletilmiştir. Avlu kapısındaki kitabesine göre binanın mimari Muhammed Bin Havlan El-Dimaskı'dır. İpek yolu üzerinde bulunan, kervanların güvenli bir şekilde konaklamasını sağlamak amacı ile yapılan bu han, Türkiye'deki en büyük han örneğidir. Aynı zamanda Moğol saldırılarına karşı kale amaçlı olarak da kullanılmıştır.Restorasyonu yapılmış,Gezilmesi görülmesi gereken önemli İPEK YOLU HANLARININ en büyüklerindendir.Bir çok filme plato olarak kullanılmış bulunduğu Sultanhanı da İLÇELER arasına yükselmiş Belediyeliktir...Yeme içme barınma sorunu bulunmamaktadır..

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Karatay Medresesi (Antalya)

Antalya, Türkiye

Antalya Limanı’nda Turşucular Mahallesi Karadayı Sokak’ta bulunan Karatay Medresesi, bazı kaynaklara Karadayı Camisi olarak geçmiştir. Bu medreseyi Sultan II.Keykavus zamanında saltanat naipliği yapmış olan Celaleddin Karatay 1250 yılında yaptırmıştır. Karatay Medresesi iki eyvanlı medreseler gurubuna girmektedir. Doğu cephesinde bulunan büyük eyvanın mihrabından ötürü uzun zaman cami olarak nitelenmiştir. Günümüze yalnızca portali, giriş eyvanı ve doğu cephesindeki büyük eyvanın mihrabı gelebilmiştir. Portal ve giriş eyvanı ile ana eyvan arasında bulunan iç avlunun güney cephesinde Roma döneminden kalma bir duvar bulunmaktadır. Büyük olasılıkla dikdörtgen planlı medresenin batı cephesi duvarları ile ileriye doğru çıkıntı yapan portal, doğu cephesindeki eyvan ve ona bitişik köşe hücresi bulunmaktadır. Medresenin iç avlu duvarlarından günümüze gelebilmiş olan güney duvarı arkasında medrese odalarının sıralandığı sanılmaktadır.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Library of Celsus (Efes/İzmir)

İzmir, Türkiye

Celsus Kütüphanesi, İzmir, Selçuk'a bağlı Efes'te bulunan bir kütüphane kalıntısı.İlk Çağ Uygarlıklarından olan İyonya döneminde [1] inşa edilen[2] kütüphane iki katlıdır. Zamanında 14.000 kadar kitaba evsahipliği yaptığı düşünülmektedir.[3] Yapının kalıntıları üzerinde yapılan çalışmalar, ön cephenin iki katlı görünümüne karşın, yapının üç katlı olduğunu göstermektedir. El yazmaları rulolar halinde, galerilerden oluşan üst katlarda saklanmıştır. 3. yüzyılda bölgeyi etkileyen depremler sırasında okuma salonu yanmış, ancak daha sonra tamir edilmiştir. Ön yüzünün yine Orta Çağ'da yaşanan bir deprem sonucu yıkıldığı sanılmaktadır. Depremde ön cephesi haricinde diğer kısımları yıkıldığından uzunca bir süre sonradan yapılan bir çeşmenin görkemli arka duvarı olarak kullanılmıştır. Celsus Kütüphanesi giriş ücreti, Efes Antik Kenti için ödediğiniz ücrete dahil olduğundan ayrıca bir ücret ödemiyorsunuz. Müzekart ile Efes Antik Kent’e girebilir, burayı da ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz. Not : Müzekartınız yoksa girişte bulunan gişeden kartları temin edebilirsiniz.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Alter Hafen Ephesus (Efes/İzmir)

İzmir, Türkiye

Efes antik kenti içerisinde bulunmaktadır.

Haritada Göster
  • Kapalı
  • Yorum 0 Yorum 0.0
Detayları Gör
Genel

Çanakkale Şehitliği ve Şehitler Abidesi

Çanakkale, Türkiye

Çanakkale Şehitler Abidesi Gelibolu Yarımadası’nın en çok ziyaret edilen ana ziyaret noktası olan Abide, Eski hisarlık Burnu üzerinde yer almaktadır. Açılan bir proje yarışması sonucunda 37 proje arasından Doğan Erginbaş, İsmail Utkular ve Feridun Kip tarafından hazırlanan proje seçilmiş olup Abidenin temeli 17 Nisan 1954 tarihinde atılmıştır. İkinci Anafartalar Zaferi’nin 45. Yıldönümü olan 21 Ağustos 1960 tarihi ziyarete açılan Çanakkale Şehitler Abidesi, Çanakkale Muharebeleri’nde şehit düşen tüm askerlerimizi simgelemekte ve onların anısını yaşatmaktadır. Mimarı Doğan Erginbaş’ın kendi ifadesiyle abide Tüm coğrafyalardan gelen şehitlerimizin toplu bir şekilde göğe yükselişini temsil etmektedir. Ayaklarının üzerinde muharebe anlarını yansıtan kabartma rölyefler bulunmaktadır. Her yıl 18 Mart tarihinde, ülkenin dört bir yanından gelen vatandaşlar ve devlet erkânı tarafından Abide tören alanında anma merasimleri düzenlenmektedir. Gezmek için 2 seçeneğiniz bulunmakta; 1-Aracınız ile feribotla karşıya geçip tabelaları takip ederek kolayca gezebilirsiniz. Feribot Ücreti 51 TL (Saat 00:00 den önce tekrar dönerseniz 11 TL ödüyorsunuz. 00:00 Geçince tekrar 51 TL vermek zorundasınız.) Tur ile gitmek isterseniz iskele etrafında tur ofisleri bulunmakta kişi başı 100 TL ücret ile gezebilirsiniz. Fiyata öğle yemeği dahil. Tur başlagıç saati 10:00 Dönüş 17:00 - 18:00 arası turun içeriğine göre değişmektedir.

Haritada Göster
  • Açık
  • Yorum 0 Yorum 0.0

Sign In